| Gündem:
Ya da Dünya İşçi Sınıfına, Bir Bütün Olarak Devrimci Harekete; Özel
Olarak, ise Devrimci Hareketin Komünist Kanadına Dair
Tarihinin hiçbir döneminde işçi sınıfı bugünkü kadar
düşman saflara bölünmemiştir. Yine aynı şekilde, bu ölçüde farklı
ve bir birine karşıt talepleri bayrağına yazmamıştır.
Batı İşçi Sınıfı, dünyanın talanından elde edilen zenginliğin bir
sonucu olan bugünkü refahını daha da yükseltmek, en azından korumak
için mücadele ederken; Batı dışında kalan coğrafyaların emekçileri,
yaşamda kalabilmek için direniyorlar. Batılı işçiler, zengin Batı’nın
kapılarını yoksullaştırılmış dünyanın yok olmakla yüz yüze bırakılmış
emekçilerine kapatan ve onların ölüm rezarvuarlarına kapatılması
anlamına gelen NAFTA ve MAASTRICHT adı verilen savaş stratejilerinin
ateşli savunucusu iken; Batı dışında kalan coğrafyaların emekçileri,
MAASTRICHT ve NAFTA sınırlarını zorlamaktadır. Bu uğurda canlarını
insan tacirlerine teslim ederek, zengin Batı’ya sızmaya çalışmaktadırlar.
Ve bunlardan birçoğunu taşıyan tekneler, bizzat Batılı devletlerin
gizli servisleri ve askeri güçleri tarafından batırılmakta ve birçok
mülteci daha zengin Batı’nın sınırlarına ulaşamadan yaşamını yitirmektedir.
Batı’nın sınırlarından içeriye sızmayı başarabilenlerin çoğu ise,
kısa bir zaman içerisinde geldikleri ölüm rezarvuarlarına geri gönderilmektedir.
Ama bütün bunlara rağmen yoksullaştırılmış dünyanın emekçileri,
Batı’yı yani kendi cellâdını bir kurtarıcı olarak görmektedir. Bundan
dolayıdır ki yoksullar, ya eski Doğu Avrupa ülkelerinde olduğu gibi
toplum olarak Batı ile bütünleşerek “kurtulmaya”, ya da Asyalı,
Afrikalı ve Güney Amerika’lı bir çok yoksulun yaptığı gibi ferdi
olarak Batı’ya firar edip, kurtuluşu Batı’da aramaktadırlar. Gerek
Batılı işçilerin kendi dar çıkarları için yoksul dünyanın emekçilerine
sırt dönmesi; gerekse de yoksul dünyanın devrimci bilince ve devrimci
bir önderliğe sahip olmayan işçilerinin kendilerini kurtarmak için
koşar adım katiline sığınması trajik ama anlaşılır bir durumdur.
Malum, devrimci bir sınıf bilincine ulaşamamış bir işçinin ufkunun
kendisinden öteye geçmesi mümkün değildir.
Lenin’in devrimci öncü bir örgütü nihai amaca ulaşabilmenin bir
olmazsa olmazı olarak şart koşması tam da bundandır.
Bu trajedi bir kader olmadığına göre, değişmesi mümkündür. Mümkün
olmanın da ötesinde bir zorunluluktur. Ama bu kendiliğinden olacak
bir şey de değildir. Bu durumun aşılması ancak ve ancak devrimci
iradi bir müdahale ile mümkündür.
Kimdir O Halde Devrimci İradi müdahaleyi
Yaparak
Bu Trajediyi Aşmakla Yükümlü Olan?
Her ne kadar da devrimci hareketin bütünü kendi varlığını
işçi sınıfının tarihsel çıkarlarını savunmak olarak izah etse de,
bu trajediyi aşmakla yükümlü olan; devrimci hareketin komünist kanadıdır.
Çünkü devrimci hareketin enternasyonalci komünist kanadı dışındaki
kısmı dünya işçi sınıfının tamamının çıkarlarını savunduğunu iddia
etse de; gerçekte ulusalcıdır ve öncelikli olarak bir “ulusal sınır”
içerisinde yaşayan işçilerin çıkarlarını ve “kurtuluşu”nu esas alır.
Devrimci hareketin bu kesiminin mahkum edilmesi kaçınılmaz olmakla
birlikte bu cenaha var olan trajedinin aşılması sorumluluğunu yüklemek
bahis konusu olamaz. Bu cenah tam da “doğası”na uygun davranmaktadır;
dolayısı ile de var olan trajediyi aşmakla yükümlü olan devrimci
hareketin bu kesimi değildir.
Var olan trajedinin aşılması yükümlülüğünü alması gereken: II. Enternasyonal’in
ihaneti karşısında ayağa kalkarak komünist ilkeleri savunan Lenin
ve yoldaşlarının ve yina aynı şekilde, III. Enternasyonali ele geçirerek
onu II. Enternasyonal’in yoluna sokan Stalinist klik karşısında
komünist ilkeleri haykırma cesareti gösteren Troçki ve bir avuç
yoldaşının dayandıkları ilkeleri rehber edinen komünistlerdir.
Bu ilkeleri rehber edinen komünistler açısından var olan bu trajedinin
aşılabilmesinin ön şartları ise şunlardır:
Her daim işçi sınıfının bir kesiminin dar zümre çıkarlarının karşına,
bu kesim ile çatışmak pahasına dünya işçi sınıfının genel çıkarlarını
öne çıkarmaktır.
Nihayetinde ulusalcı ve reformist olan şu ya da bu “enternasyonalci”
çevrelere ve kapitalizmin egemenliği altında “başka bir dünya mümkündür”
diyerek dünya çapında kapitalist sistemi tamir etmeye soyunmuş olan
Dünya Sosyal Forumu’na karşı uzlaşmaz bir tutum takınmaktır.
Komünistlerin bu ön şartları yerine getirebilme iradesini otaya
koyabilmelerinin yolu ise; komünistlerin ayna korkusunu yenerek,
aynadaki suretleri ile açıkça yüzleşmeleri ve aynanın öte yakasına
geçerek; geriye doğru komünist anlamda eleştirel bir yolculuk yapmaktan
geçmektedir.
|