KAPİTALİZM İLE SUÇ ORTAĞI OLMAYANLAR, KAPİTALİZMİ YIKIP, ÖZGÜRLÜKÇÜ VE EŞİTLİKÇİ BİR DÜNYA KURMAK İÇİN, DEVRİMCİ BİR DÜNYA PARTİSİNİN POLİTİK ÖNDERLİĞİNDE BİRLEŞEREK SAVAŞIN!

 
 

Komünistler Bugünkü Egemen Yaşam Karşısında Nerede, Nasıl Olmalıdırlar?

Bir eşitsizlikler bütünü olan kapitalizmi ve kapitalizmin üzerine oturduğu eşitsizlikleri, bir başka deyişle; insanlığın egemen anlamda bölünmüşlüğünü, yani yukarıdan aşağıya doğru bölünmüşlüğünü, ancak aşağıdan yukarıya doğru çatışarak, devrimci anlamda bölünerek, bölünüp yeniden birleşerek ortadan kaldırmak mümkündür.
Kadınlar ile erkekler, eşcinseller ile heteroseksüeller, ezen "ırk" ile ezilen "ırk", ezen "ulus" ile ezilen "ulus", ezen sınıf ile ezilen sınıf, göçmen işçi ile „yerli işçi“ v.b. türden ayrılıklar egemen anlamda ayrılıklardır. Bu egemen ayrılıkların egemen güçlerinden her biri ayrıcalığını ya da bu ayrıcalığa yol açan ayrılığını, karşısındaki muhatabına baskı uygulayarak sürdürür.
Yukarıda belirtilen güçlerden ezen sınıf, yani burjuvazi, kendini siyasal olarak, devlet olarak örgütlerken, diğer ayrıcalıklı güçlerle de bir ittifak sağlayarak bütün toplumsal çelişkilerin üzerine oturur. Diğer ezen toplumsal güçler ise bu işbirliğini kandırıldıkları için değil, o an ki verili ya da tarihsel çıkarlarına denk düştüğü için kabul ederler. Tabii ki bu güçlerin ittifakı sürekli olmadığı gibi bu güçler, kendi içlerinde de sürekliliği olan bir bütünlük göstermezler. Örneğin erkekler, kadınlar karşısında bir bütünlüğe sahipken; kendi içlerinde erkek işçi ile erkek patron arasındaki çatışmada olduğu gibi, hayatın bir çok alanında çatışmak durumundadırlar. Yine aynı şekilde ezen “ulus", ezdiği "ulus" karşısında bir bütünlüğe sahipken kendi içinde bir bütün değildir ve kendi içinde bir yığın çatışma yaşamak durumundadır.
Sürekli olarak toplumda ki çelişkilerden biri, tarihsel, toplumsal ya da sınıfsal konumu ve talepleri bakımından ön plana çıkarak, toplumdaki bölünmeleri, saflaşmaları, çelişkileri belirlemeye başlar ve o an ki verili çıkarları gereği tarihsel olarak en gerici kategori ile tarihsel olarak en devrimci kategori ya da sınıf, - ezilen "ulus" karşısında, ezen "ulus" burjuvazisi ile ezen "ulus" İşçi Sınıfı’nın yanyana durması örneğinde olduğu gibi - aynı cephede yanyana durabilir. Böylesi bir durumda bizim tavrımız; varolan durumun üstünü örtmek, tarihsel olarak devrimci olanı düşmanına benzemekten vazgeçirmek olamaz. Tabii ki „bilinçsiz“ bir suç ortaklığı söz konusuysa suça alet edilenlerin, suç ortağı olmaktan vazgeçmeleri için mücadele ederiz, ama ister kandırıldıkları için olsun, isterse o an ki çıkarları öyle gerektirdiği için olsun, öncelikli olarak o an için ezilenden ve haklı olandan yana taraf olmamız ve gerekirse tarihsel olarak çıkar birliğimiz olanla çatışmayı göze almamız gerekiyor. Yaşamın, herşeyin hareket halinde olduğu, değiştiği, iç içe ve çatışarak yaşandığı değişmez kanunu karşısında değişmeyen devrimci kanun, devrimci olan dinamiği yakalayabilmek ve ondan yana olmaktır.
Bugün, Türk emekçilerinin Kürt ulusal kurtuluşuna karşı yürütülen savaşta kendi burjuvazisi ile aynı safta olması; İsviçreli emekçilerin sonuçlarının ne olduğunu, satılan silahlarla insanların ve doğanın yok edildiğini bildikleri halde, sırf kendi refah düzeyleri düşmesin diye silah satışının yasaklanması talebine ilişkin yapılan refarandum da silah satışının serbest bırakılmasına evet demesi; kuzey İtalya´da yaşayanların - güney İtalya yoksullarından, kuzey Meksika´da yaşayanların - güney´de yaşayanlardan, kuzey’de toplanan zenginliği güneyli ile paylaşmak istememe gerekçesiyle ayrılma talepleri gibi fiili durumlarla karşı karşıya bulunuyoruz. Böylesi bir tablo karşısında İşçi Sınıfı`nın kandırıldığı, maniple edildiği söylenebilir, ama olan biteni anlamak ve sürece müdahale etmek açısından böylesi bir yaklaşım hiç birşey ifade etmez. Nihayetinde insanların davranışlarını belirleyen o an ki verili ihtiyaçları ve bilinçleridir. İnsanlar o an ki ihtiyaçları ve bilinçleri neyi gerektiriyorsa öyle davranırlar. İnsanların ihtiyaçları değiştikçe bilinçleri; bilinçleri değiştikçe ihtiyaçları değişir ve bu karşılıklı değişime bağlı olarak insanlar devrimci ya da karşı devrimci rol oynarlar. Tam da bu gerçeklikten dolayıdır ki, bugün Batı İşçi Sınıfı burjuvaziyle, yani kendi tarihsel düşmanıyla kader birliği içindedir. Şimdi Alman İşçi Sınıfı’nın tasarruf paketine karşı mücadelesinden, Fransız İşçi Sınıfı’nın `95 genel grevinden sözedilerek durumun hiçte izah edildiği gibi olmadığı iddia edilebilir. Dünyaya ayrıcalıklı beyazlar açısından bakacak olursak; Batı İşçi Sınıfı’nın bugün mücadele ettiği doğrudur, ama bu mücadelelere yeryüzü siyahları açısından bakacak olursak; bu mücadeleler talepleri ve karakteri bakımından İşçi Sınıfı’nın genel çıkarlarına karşı, beyaz(1) İşçi Sınıfı’nın kendi dar zümre çıkarlarından yana mücadelelerdir.
Bugün Batı İşçi Sınıfı’nın burjuvaziyle çatışıyor olmasının nedeni; uluslararası burjuvazinin bugüne kadar yürürlükte olan barışı ya da ortaklığı tek taraflı olarak bozmuş olmasıdır. Batı İşçi Sınıfı verdiği mücadeleyle „barışı“ yeniden sağlamak, uluslararası sömürüden payına düşeni alarak susmak, susarak kendi burjuvazisiyle bunca yıldır sürdürdüğü suç ortaklığını devam ettirmek istiyor. Eğer burada bir kıyaslama yapacak olursak; Meksika yerlilerinin vermiş olduğu mücadele, talepleri ve oynadığı rol bakımından Batı İşçi Sınıfı’nın mücadelisinden daha devrimcidir. Batı İşçi Sınıfı uluslararası sömürüden kaynaklanan refahını korumak için direnirken, Meksika yerlileri sömürgeci dünya düzenine ve o onun yeni savaş stratejisi NAFTA´ya karşı direnişi temsil ediyorlar. Yani biri varolan statükonun korunması için mücadele ederken, diğeri varolan statükoyu kırmak için mücadele ediyor.
Bir yığın karmaşıklığın, çatışmanın, içiçe geçmişliğin ve bölünmenin egemen olduğu bugünkü yaşam karşısında komünistlerin tutumu; o an için mücadele potansiyeli taşıyan, bundan dolayıda mevcut kurulu olanla çatışmak zorunda olanların haklılıklarını savunmak, onların haklı mücadelelerinin içinde yer almak, bu mücadelelerin ezilen insanlığın ortak kurtuluşu mücadelesiyle bağını kurmak olmalıdır. Bugünkü egemen yaşam ve tarih, bir yığın çatışmanın sonucunda oluşmuş ya da oluşturulmuştur. Bunu değiştirmek için savaşan komünistler şunu kesin bir şekilde kabul etmelidirler ki; varolanı parçalayıp yerine yeni bir yaşam örgütleyebilmek için, bir yığın çatışmayı iç içe yaşamak bir zorunluluktur.
İnsanlık parçalana parçalana bugüne geldi, köleleşerek ve birbirlerini köleleştirerek parçalandı. İnsanlığın özgür bireyler olarak birleşmesi yeniden parçalanmasını, parçalanarak bütünleşmesini zorunlu kılıyor. Bu zamana kadar yeryüzünün efendileri parçaladılar. Parçalayarak köleleştirdiler. Bugünün köleci düzenine karşı savaşan komünistler, bugün varolan egemen anlamda ki parçalanmışlık karşısında yeniden parçalanmayı önermelidirler, ama bu sefer özgürleşmek ve özgür bireyler olarak yeniden birleşmek için. Bunun da yolu, zinciri oluşturan halkaların birbirinden ayrılmasıdır ve bu ayrışmada devrimci olan, zincirin en zayıf halkasıdır. Bu halka; kaybedecek hiçbir şeyleri olmayan yeryüzünün baldırıçıplaklarıdır, horlananlarıdır ve komünistlerin yeri insanlığın bu isyankar kesiminin yanı olmalıdır.


1 Bu metinde ki beyaz kavramı deri rengi ile alakalı değil, politiktir ve dünyanın ayrıcalıklılarını ifade etmektedir.

 

Sayı 1