KAPİTALİZM İLE SUÇ ORTAĞI OLMAYANLAR, KAPİTALİZMİ YIKIP, ÖZGÜRLÜKÇÜ VE EŞİTLİKÇİ BİR DÜNYA KURMAK İÇİN, DEVRİMCİ BİR DÜNYA PARTİSİNİN POLİTİK ÖNDERLİĞİNDE BİRLEŞEREK SAVAŞIN!

 
 

Dün Sürekli Devrim Cephesinin
Bir Savaşçısıyken Bugün Demokratik
Devrim Cephesinin Komutanlığına Soyunan Demir Küçükaydın’a Açık Mektup!

Son birkaç yıldır Kürt hareketine ilişkin yazdığın yazıları büyük bir esefle okuyoruz ve sayende, insanın ne kadar büyük bir hızla değişebileceğine bir kez daha tanık oluyoruz. Ve yine sayende, sonradan din değiştirenlerin, ya da dinsizken dine dönenlerin, herkesten daha bağnaz, daha fütursuz olduklarına bir kez daha şahit oluyoruz. “Zavallı” Taner Akçam, kim bilir nasıl da haksızlığa uğradığını düşünüyordur şimdi? Öyle ya, bir zamanlar az mı saldırmıştın garibe?

Sahi Demir, nedir bu “Demokratik Cumhuriyet” hikayesi? Bunca insan büyüsüne kapılıverdi aniden. Nedir sahi bu kavramın kerameti? Yoksa, keramet kavramda değil de, bunu telaffuz edende midir?

Sana, burada “demokratik cumhuriyetin” ne olduğunu anlatacak değiliz, çünkü bunu sen birçoklarından iyi bilirsin. Ama biz yine de, öncelikle birkaç şeyi hatırlatmak, sonra da cevabını aradığımız o sihirli soruyu, herkesin huzurunda sana yöneltmek istiyoruz. Söze, sana bu mektubu yazmayı bizim açımızdan artık bir zorunluluk haline getiren 11 Haziran 2001 tarihli yazından bir alıntı yaparak başlıyoruz: “Politik olarak demokratikleşmiş; ideolojik olarak kendi tarihi ve komşularıyla barışmış bir halkı ezmenin ve sömürgeyi elde tutmanın masraflarından ve çürütücü ilişkilerinden kurtulmuş bir Türkiye, hızla çok güçlü bir ekonomiye sahip olurdu. Bu ise onun Avrupa ve Amerika karşısında, çok daha bağımsız politikalar izlemesini sağlardı. Böylece Ortadoğu, Amerika ve Avrupa'nın çıkarlarının kurbanı ,kanayan bir yara olmaktan çıkabilirdi.”

Sayın Demir Küçükaydın, gerçekten böyle mi düşünüyorsun? “Demokratik cumhuriyet” diye adlandırdığın bu büyülü kavramın ardında mı gizli bütün bu kerametler? Yanılmıyorsak senin de, A. Öcalan’ın da “demokratik cumhuriyet”ten kastettiğiniz, bir işçi demokrasisi, cumhuriyeti değil, Batı türü bir burjuva demokratik cumhuriyetidir. Peki, Batı türü bir demokratik cumhuriyeti kurmak başkalarının bağımsızlığının ortadan kalkmasının ön koşulu değil midir? Sen de bilirsin ki, eğer Batı, bugün Helsinki İnsan Hakları Beyannamesi’ne dayanan rejimler kurabilmişse; bunu ancak dünyanın geri kalan kısmına Apartheid rejimini dayatarak başarabilmiştir. Yine çok iyi bilirsin ki, kapitalizm altında bağımsızlık olmaz; kapitalizm tam da bir bağımlılıklar sistemidir. Dolayısı ile bir ülke bağımsız olamaz, bir ülke, bu bağımlılıklar ilişkisinin ya belirleyen, yani ayrıcalıklı olan (ki, bu da bir bağımsızlık değildir) tarafındadır, ya da belirlenen, yani ayrıcalıklı olanların faturasını ödeyen tarafındadır. Bu durumda, yani kapitalizm altında hem komşularıyla barışmış, hem başkalarını ezmeyen, hem de ABD ve Avrupa güçlerine kafa tutacak güçte bir Türkiye nasıl olacak anlayamadık doğrusu? Hem kapitalist, hem komşuları ile barışık, hem de başkalarını ezmeyen! Yoksa, bu da kapitalizmin yeni bir aşaması mı?

Yok eğer kastettiğin demokratik burjuva cumhuriyeti değil de (ki budur), bir işçi cumhuriyeti ise, bu durumda bir işçi cumhuriyetinin burjuvazi ile özünde bir burjuva hareketi olan “ulusal bağımsızlık” yanlısı güçlerin arasındaki pazarlıklarla kurulamayacağını herkes bilir. O halde nedir bütün bunlar, nedir bu işin sırrı ey Demir Küçükaydın?

“Demokratik Cumhuriyet” Söylencesine ve
Bu Söylencenin Dengbejlerine Dair

Bilindiği gibi “demokratik cumhuriyet” aslolanın karakterini saklamak için kullanılan burjuva bir kavramdır. Çünkü, gerek demokrasi, gerek cumhuriyet; her şeyden önce bir sınıfın diktatörlüğüdür ve cumhuriyetin de demokrasinin de niteliğini belirleyen, egemeni olan sınıftır. Yani, cumhuriyet de, demokrasi de sonuçta bir sınıfın diktatörlüğünde vücut bulur. Gerek burjuvazi, gerek işçi sınıfı adına iktidarı gaspetmiş (geçmişte Rusya’da, Çin’de ve Doğu Avrupa ülkelerinde olduğu gibi) birtakım güçler, kendi egemenliklerini saklamak için “halk cumhuriyeti”, !demokratik cumhuriyet” vb. kavramların ardına saklanmışlardır. Peki ya sen, sen hangi kaygılardan dolayı bu kavramın ardına saklıyorsun aslolanı? Gerçi senin “demokratik cumhuriyet” kavramıyla neyi kastettiğin ortada; senin kastettiğinin demokratik burjuva cumhuriyeti olduğu ortada olmasına rağmen, neden bu demokratik cumhuriyeti sınıf karakteri ile birlikte telafuz etmiyorsun; işte bunu anlamak oldukça güç.

Böyle yaparak ezilenler aleyhine ne büyük bir suç işlediğini, onların bilinçlerini dumura uğratmak isteyenlere ne büyük hizmetler sunduğunu düşündün mü hiç?

Genel olarak devrimcilerin, özel olarak ise, devrimci Marksistlerin yapması gereken; ezilenlerin kendileri için, ezilenlerin genel çıkarları için bilinç oluşturmalarına katkıda bulunmak olması gerekirken; sen şu an yapmakta olduğunla ezilenlerin ham hayallere gönül indirmelerine katkı sunduğunu düşündün mü hiç?

Bu anlayış, geçmişte burjuvazinin, “eşitlik ve kardeşlik” parolası; sosyal demokrasinin, “sosyal adalet ve sosyal barış” parolası ve Stalinizm’in, “barış içinde bir arada yarış” parolası ile aynı amaca hizmet etmektedir. Bu anlayışların sahipleri, ezilen ve sömürülenlerin kendileri için bir bilinç oluşturmalarının önünü nasıl kestilerse, bugün “demokratik cumhuriyet” in savaşçıları olan sen ve diğer sosyalistler de aynı işlevi görmektesiniz.

Ulusal bir hareketin, bu tür bir kavram kullanması ve bu tür bir hedefe kilitlenmesi gayet anlaşılabilir bir durumdur. Nihayetinde onun hedefi de zaten budur. Yani, ezeni kadar özgür ya da ezeni kadar köle olmaktır. Ulusal bir hareket açısından burada herhangi bir sapma ya da yanlış söz konusu değildir; bilakis yanlış olan, sosyalist solun, gerek geçmişte gerek bugün, Kürt ulusal kurtuluş hareketini, işçi sınıfından, ya da sosyalizmden yana tavır koymuyor diye mahkum etmeye yeltenmesidir.

Peki, sen ve diğerleri, size ne demeli? Dün işçi cumhuriyeti için savaşırken, bugün “ demokratik burjuva cumhuriyet” söylencesine gönül indiren sizlere ne demeli? Sana ve seninle aynı kulvarda olan sosyalistlere diyeceğimiz şudur: Ulusal bir hareket açısından anlaşılır olan bu durum, sizler açısından anlaşılabilir bir durum değildir. Kendinizi sosyalist olarak adlandırdığınız müddetçe anlaşılır olmayacaktır.

Son Bir Kaç Söz

Sayın Demir Küçükaydın, bugün hala devrimci Marksizm’e bağlıysan, basmakta olduğun zemini bir kez daha gözden geçirmen gerekiyor diye düşünüyoruz. Yok eğer devrimci Marksizm’i terk edip, artık kendini ikinci cumhuriyetçi bir burjuva demokratı olarak tanımlıyorsan; o zaman burada yazılanların muhatabı sen değilsin ve doğru yoldasın, olman gereken yerdesin demektir. Yolun açık olsun. Bizim buradaki muhatabımız, devrimci Marksizm’in yetiştirmiş olduğu yetenekli kalemlerden biri olan Demir’dir; tabii ki hala yaşıyorsa; ve bu Demir, o Demir ise! Yok artık yaşamıyorsa, ruhu şad olsun. Bu durumda bizim, Demir kılığında ortada dolaşan burjuva demokratından ricamız; kendine başka bir kılık bulması ve Demir’in ruhunu rahat bırakması olacaktır. Çünkü, bir burjuva demokratının devrimci Marksizmin en radikal düşünürlerinden biri olan Demir’in yüzünü giyinerek ortada dolaşıyor olması, onun anısına karşı işlenebilecek suçların en büyüğüdür. Bu suçu işlemekten vazgeç artık!

Yok eğer sen bizim de bildiğimiz Demir olduğunda ısrarlı isen, o zaman anlat bize ne olur, anlat; nedir sahi bu “Demokratik Cumhuriyet”in sırrı?

 

Sayı 2