KAPİTALİZM İLE SUÇ ORTAĞI OLMAYANLAR, KAPİTALİZMİ YIKIP, ÖZGÜRLÜKÇÜ VE EŞİTLİKÇİ BİR DÜNYA KURMAK İÇİN, DEVRİMCİ BİR DÜNYA PARTİSİNİN POLİTİK ÖNDERLİĞİNDE BİRLEŞEREK SAVAŞIN!

 
 

SİYONİZMİN ÖZÜNE, ÖZÜNE BENZEYEN YÜZÜNE, YARATMIŞ OLDUĞU EFSANELERE VE FİLİSTİN’İN ÖZGÜRLÜĞÜNE DAİR

“Yeni yeni anlamaya ve hoş görmeye başladığım anti-Semitizme karşı daha serbest bir tavır içindeyim artık. Hepsinin üstünde, anti-Semitizmle ‘çatışmanın’ boşluğu ve yararsızlığını anlamış bulunuyorum.”
T. Herzl (Siyonizmin İdeologlarından)

DİPNOT YERİNE

Siyonizm, gerek yarattığı mitler, gerek oluşturduğu ideolojik çatı, gerekse de, pratiği bakımından; Asya’yı, Afrika’yı ve Amerika’yı sömürgeleştiren Batılılar’ın ayak izlerini takip etmiştir, takip etmektedir.

Siyonist Hareketin başından beri amacı, “Siyonist Bir Devlet” kurmak olmuştur. Yahudi halkı ve bu halkın trajedisi ise, Siyonistler tarafından, toplumsal ve dayanak olarak kullanmıştır ve halen kullanılmaktadır.

Siyonist efsaneye göre Siyonistler, “Topraksız Halk” olarak adlandırdıkları Yahudi Halkı’nın kurtarıcısıydılar ve bu Halk “adına”, bu Halk’a “Vaat edilmiş Kutsal Toprakları” yani Filistin’i Fetih’e girişeceklerdi. Efsane üretildi, senaryo yazıldı, oyuncular bulundu, hazırlıklar tamamlandı ve Filistin’in işgaline başlandı... İşgal halen devam ediyor. Ve tabii ki, Siyonist işgale karşı direnen Filistin Halkı’nın özgürlük yürüyüşü de.

SİYONİZMİN SEYİR DEFTERİNDEN NOTLAR

1840’da, o tarihlerde Osmanlı İmparatorluğu işgalinde olan Kudüs’te İngiltere bir elçilik kurduğu zaman Lord Palmerston tarafından “Britanya İmparatorluğu’nun yüksek çıkarlarını korumak üzere” bir Avrupalı Yahudi Yerleşim Kolonisi kurma fikri ortaya atıldı. Siyonist hareket, bir taraftan Batılı egemen devletlerin desteği ile Filistin’de Siyonist bir koloninin oluşturulması için planlar yaparken, bir taraftan da Filistin topraklarının Siyonist harekete bağışlanması için Osmanlı Hanedanı’nı ikna etmek maksadı ile Thedor Herzl (siyonizmin ideologlarından)1896 yılında bir plan sunuyordu:

“Yüce Sultan bize Filistin’i verdiği taktirde biz de buna karşılık Türkiye’nin mali işlerini yoluna koyma görevini üstlenebiliriz. Orada barbarlara karşı ileri karakol rolü oynayacak bir uygarlık kurmalıyız.”(1)

Öte yandan, aynı yıllarda İmparatorluk Almanyası adına bizzat Kayzer, on yıl boyunca Siyonist liderlerle pazarlıklar yapıyor, yapılan bu pazarlıklarda Kayzer, Osmanlı İmparatorluğu himayesinde kurulacak bir İsrail devletinin temel işlevinin Filistin’deki anti-sömürgeci direnişi yok etmek ve bölgede İmparatorluk Almanyası’nın çıkarlarını korumak olduğu düşüncesini Siyonist liderlere işliyordu.

Siyonist Dünya Örgütü, bir yandan İmparatorluk Almanyası ve Osmanlı İmparatorluğu ile pazarlıklar yaparken, diğer yandan İngiltere ile pazarlıklar yapmaktaydı. Daha sonraki yıllarda Dünya Siyonist Örgütü’nün başkanı olacak olan Haim Weizmann 1914 yılında kamuoyuna yaptığı açıklamada: “eğer Filistin İngiltere’nin nüfuz alanına girer de, İngiltere bu toprakları kendilerine açarsa, İngiltere’nin bölgedeki çıkarlarını ve bu çıkarlarının bir parçası olan Süveyş’in denetlenmesi görevini üstlenmeye hazır olduklarını” ilan ediyordu. Sonunda Siyonist liderlik, Osmanlı ve Alman İmparatorluklarından elde etmeye çalıştığını İngilizlerden elde etti ve 2 Kasım 1917’de Balfour Deklarasyonu ilan edildi. Balfour Deklarasyonu’nun bir bölümünde şöyle deniliyordu:

“Majestelerinin Hükümeti, Filistin’de Yahudi halkı için bir vatan kurulmasına sıcak bakmakta ve bu amaca ulaşmak için her türlü çabayı gösterebileceklerini belirtmektedir...” (2)

Balfour Deklarasyonu’nun ilanında her ne kadarda İngiltere’de ki ve Birleşik Devletler’de ki Siyonist kapitalistlerin baskısı, bölgedeki İngiliz çıkarları ve kurulacak bir Siyonist sömürge aracılığı ile Filistin halkının siyasi denetimi gibi faktörler rol oynadıysa da; bu sürecin bir önemli unsuru da İngiliz yönetimini Siyonist bir sömürge kurulması konusunda ikna eden İngiliz Savaş Kabinesi’nde Güney Afrika Delegesi olan Siyonist lider Weizmann’ın yakın dostu, geleceğin G. Afrika Başbakanı General Jan Smuts olmuştur. Siyonizm’in kurucusu Thedor Herzl’in Sömürge ideologu Sir Cecil Rhodes’e duymuş olduğu hayranlık, daha sonraki yıllarda G. Afrika Başbakanı olan General Jan Smuts ile Sonraki yıllarda Dünya Siyonist Örgütü’nün başkanı olan Weizmann arasındaki dostluk ve işbirliğinde vücut bulmuştur.

Ve bu dostluğun G. Afrikalı siyahların ve Filistinlilerin günlük yaşamlarına tercümesi ise, bir Apartheid sisteminin G. Afrika’da bir diğerinin ise Filistin topraklarında kurulması olmuştur.

Belfour Deklarasyonu ile birlikte açık start verilmişti ve plan hazırdı; kullanılacak yöntemde. Siyonistler, Filistinlileri dağıtabilmek için Sömürge ideologu Rhodes’in G. Afrika’da ve bir çok sömürgede kullandığı yöntemini kullanacaklardı. Öncelikli olarak ayrıcalıklı bir sömürge şirketinin kurulmasını uzun vadeli planlarının ilk adımı olarak açıklayan Thedor Herzl, şöyle devam ediyordu:

“...toprağın işlenmesi için ilk önce en yoksul Yahudiler Filistine göç ettirilmelidir. Planlamaya uygun olarak yolları, köprüleri, demiryollarını, telgraf şebekelerini inşa edecekler, akarsuları denetim altına alıp kendi meskenlerini kuracaklar. Onların emekleri ticareti, ticaret pazarları yaratacak, pazarlar da yeni göçmenleri çekecek.”(3)

Bu planın yalnızca bir ayağıydı. Buna paralel olarak militarist birlikler oluşturuldu ve Filistinlilere yönelik terör ve katliam örgütlendi; amaç, o topraklarda Filistinlileri ve Filistinlilere ait ne varsa söküp atmaktı. Çünkü, Siyonist uydurmaya göre: “Filistin halksız bir topraktı.” Ve sonunda yüz binlerce Filistinlinin topraklarından sürülmesi yüzlerce Filistin köyünün haritadan silinmesi ve on binlerce Filistinlinin katledilmesinden sonra, 1948’de Batılı emperyalistlerin ve Stalin’in hükümranı olduğu Sovyet Rusya’nın onayı ile Siyonist İsrail Devleti kuruldu.

SİYONİST İSRAİL DEVLETİ’NİN NAZİ ALMANYASI TARAFINDAN KATLEDİLEN ALTI MİLYON YAHUDİ´NİN MADDİ VE MANEVİ MİRASCISI OLDUĞU EFSANESİNE DAİR

Şurası kesin bir gerçektir ki, Siyonizm’in, Yahudi ezilenleri ile hiç bir tarihsel, maddi ve manevi ortaklığı yoktur. Siyonizm, Yahudi Halkı’nı ve onun trajedisini, Siyonizm’in işgalci azınlık amaçları için kullanmıştır hepsi o kadar.

21 Haziran 1933’de yani Naziler iktidar olduktan hemen sonra Almanya Siyonist Federasyonu Nazi Partisi’ne yolladığı destek mesajında şöyle diyordu:

“Irk ilkesini hayata geçiren yeni (Nazi) devletinin temelleri üzerinde kurulacak yapı içerisinde bizler de kendi topluluğumuza ayrılacak alanda Babayurdu (Fatherland) için elimizden gelen her türlü verimli faaliyeti sürdürmeyi umuyoruz.”(4)

Ve Dünya Siyonist Örgütü Kongresi 1933’de Hitler´e karşı eylem çağrısını 43’e karşı 240 oyla geri çevirdi. Ve yine bu örgüt Alman ekonomisinin dar boğazda olduğu bir dönemde Nazi Almanyası’na yönelik Yahudi boykotunu kırdı. Dünya Siyonist Örgütü, Yahudi boykotunu kırarak Alman mallarının Ortadoğu ve Kuzey Avrupa’da dağıtımını üstlendi. Siyonistlerin bu Nazi dostluğunun karşılığı olarak SS Güvenlik Servisi’nden Mildenstein, Siyonizm’e destek olmak için altı aylığına Filistin’e gitti; Hitler’in Propaganda Bakanı Joseph Goebbels 1934’de Der Angriff’e (Hücum) Siyonizmi öven on iki bölümlük bir rapor yazdı ve bununlada yetinmeyip bir yüzünde gamalı haç, öteki yüzünde de Siyonist David yıldızı bulunan bir madalyon sipariş etti. 1935 Mayıs’ında SS Güvenlik Servisi Başkanı Heydrich tarafından Yahudiler iki kategoriye ayrıldı; iyi Yahudiler, kötü Yahudiler. Siyonistler iyi Yahudiler kategorisinde bulunuyordu ve Heydrich Siyonistlere ilişkin şöyle diyordu:

“Kendilerine iyi dileklerimizle birlikte resmi desteğimizi de sunuyoruz.”(5)

Siyonistler, kurmak istedikleri devletin zulme uğrayan Yahudiler için bir sığınak olacağı yalanının arkasına saklanarak amaçlarına ulaşmaya çalıştıkları o yıllarda, bırakalım zulme uğrayan Yahudileri kurtarmayı bir yana, bizzat Yahudilerin katledilmesinin hangi çerçevede olacağını ve kimleri kapsayacağını Naziler ile birlikte planlamışlardır. Naziler ile koordineli çalışan ve Dünya Siyonist Örgütü tarafından kurulan sözde “Yahudileri Kurtarma Komitesi” bir taraftan çeşitli ülkelerde Yahudilere sığınma hakkı verilmesine yönelik çağrılara karşı çıkarken, bir taraftanda Nazilerle birlikte kendi Siyonist planlarına uygun olmayan Yahudilerin listesini hazırlayarak onların ölüm kamplarına götürülmesine yardımcı olmuştur.

Örneğin Budapeşte’deki “Yahudileri Kurtarma Komitesi’nden Dr. Rudolph Kastner, Adolf Eichmann ile Macaristan’daki “Yahudi sorununu çözümlemek” üzere gizli bir anlaşma imzalamıştır. Anlaşmaya göre kendilerinin ihtiyacı olan altı yüz Yahudi’ye yaşama hakkı verilmesi karşılığında geri kalan Yahudilerin yazgısı konusunda sessizlik sağlanacaktı.

Dünya Siyonist Örgütü, Nazi zulmü altındaki Avrupa Yahudilerinden yalnızca küçük bir azınlığı kurtarmışlardır; bunlar, mesleki bilgisi olan yetişkin elamanlar ve kapital sahipleriydi.

Siyonist İşçi Davar gazetesi editörü Berel Katznelson Siyonizm’in ölçütlerini şöyle açıklıyordu:

“Alman Yahudileri Filistin’de çocuk doğuramayacak kadar yaşlıydılar, Siyonist bir sömürge oluşturmaya yetecek kadar mesleki bilgileri yoktu, İbranice bilmiyorlardı ve Siyonist değillerdi.”(6)

İşte tamda Siyonistlerin bu ölçütlerinden dolayıdır ki, 1933’den 1935’e kadar göçmen kağıdı almak için Dünya Siyonist Örgütü’ne başvuran Alman Yahudilerinin üçte ikisi reddedildi.

Ve Yahudiler, diye yazıyordu Siyonist ideologlar; onlar disiplinsizdirler, yıkıcıdırlar, muhalif ruhludurlar, dolayısıyla da karşı karşıya kaldıkları duruma layıktırlar. Yani Siyonistler bizzat Yahudilerin infazının savcılığını üstlendiler. Siyonistler önce Yahudilere ihanet ederek, bu ihanetin bedeli olan bedenleri Filistin’e getirdiler ve bu bedenleri Filistin halkının katilleri olarak örgütleyerek işgal planlarını hayata geçirdiler.

“BARIŞ” ADI ALTINDA YAPILMAK İSTENEN: SİYONİST SÖMÜRGECİLİĞİN MEŞRULAŞTIRILMASINDAN BAŞKA BİR ŞEY DEĞİLDİR!!!

Sömürgecilik ve Barış; bu iki kavramı yan yana düşünmek bile mümkün değildir. Ama gelin görün ki egemenler ve Filistinli işbirlikçi liderlikler, sömürgeciler ile sömürgeleştirilen yaşamların barış içinde bir arada yaşayabileceklerine dair bir efsane yaratarak büyük bir çoğunluğu bu efsanenin peşine takmayı başardılar. Büyük bir çoğunluk “barış” düşü görüyordu ki, Siyonist işgalciler; işgal eden ile işgal edilenin bir arada, barış içinde olamayacağı gerçeğini bir kez daha göstererek bu büyüyü bozdular. Sanki Siyonizmin ideologlarından Vladimir Jabotinsky’in 1923’de kaleme aldığı ve Siyonizm’in kilometre taşı olarak kabul edilen “Demir Duvar” adlı makalesinde dediklerinin daha iyi anlaşılmasını istercesine:

“ne şimdi ne de görünür gelecekte Araplar ile uzlaşmaya varmamız söz konusu bile olamaz. ...Her biriniz sömürgecilik tarihi üzerine az çok bir şeyler biliyorsunuz. Bir ülkenin, o ülkenin yerlisi olan insanların rızası ile sömürgeleştirilebileceğini kanıtlayan tek bir örnek gösterebilir misiniz? Böyle bir şey hiçbir zaman olmamıştır. ...Kızılderililer sömürgecilerin iyisine de kötüsüne de aynı uzlaşmaz şiddetle direndiler. ...çünkü nerede, ne zaman, hangi biçimde olursa olsun, sömürge olmak yerli bir halk için kabul edilemez bir şeydir. ...Biz Filistin’e karşılık ne Filistinlilere, ne de öteki Araplara hiçbir şey veremeyiz. Öyleyse gönül rızası ile anlaşamayız.”(7)

Siyonizm’in Filistinlilere karşı yürütmüş olduğu katliama son vermesi ve “Barış” masasına oturması ancak ve ancak Filistinlilerin Filistin’de köle olarak yaşamayı kabul etmeleri ile mümkündür. Yani, Siyonizm’in ideologlarından Heilburn’un yıllar önce söylemiş olduğu bugün de geçerlidir:

“Filistinliler bu topraklarda köle olarak yaşamayı kabul edinceye kadar katliamı sürdürmeliyiz.”(8)

Siyonizm kendisini ve yaptıklarını bu kadar açık ifade ediyor olmasına rağmen, “Barış” adı altında, ABD’nin hamiliğinde Filistin’in sömürgeleştirilmesi süreci meşrulaştırılmaya çalışılıyor. Ve bu sürece Filistin cephesinde hiçte küçümsenmeyecek bir kitle destek veriyor. “Barış” sürecine alkış tutanlar cephesinde uluslararası devrimci çevrelerin oluşu ise, trajik olan bu durumu daha da dayanılmaz kılıyor.

Siyonist sömürgeleştirmenin varlığını tanımak, tarihe “Barış” olarak kayıt düşülmek isteniyor. Bu “Kutsal Barış” çığırtkanları hep bir ağızdan şu teraneyi dillendiriyorlar: “İsrail Devleti’nin varlığının tanınmasına karşılık, İsrail’de Filistin’in varlığını tanısın”.

Yani bir Filistin Bantustanına karşılık Siyonist sömürgeciliği meşru kabul edilmesini öneriyor bu barış çığırtkanları. Bunun Filistin halkı için anlamı şudur: Filistin halkının Bantustanlara hapsedilmesi meşrudur. Bu işgalin tamamlanmasından, taçlanlandırılmasından başka bir şey değildir. Bu kabul edilemez bir durumdur.

Eğer, Siyonist İsrail Devleti’nin işgal etmiş olduğu toprak, Filistin’deki yaşama sıktığı mermilerin yalnızca birisi kadar bir büyüklükte bile olsa; bu devletin varlığını kabul etmek yinede mümkün olamaz. Çünkü bu, işgali meşru kabul etmektir. Siyonizm’in amaçlarını meşrulaştırmaktır. Yani, Siyonist lider Ben Gurion’un 1938’de ifade ettiği rüyasının gerçeğe dönüşmesidir:

“Devlet, Siyonizm’in gerçekleşmesi için bir aşama olacak sadece; görevi de yayılmamızı sağlamak olacak ve tabii lafla değil, makineli silahla.”(9)

Emperyalizmin ve onun bir parçası olan Siyonizm’in, bölgedeki varlıkları sürdüğü müddetçe barış mümkün değildir. Barışın olabilmesinin tek koşulu; varlıkları savaş anlamına gelen Emperyalist ve Siyonist sömürgecilerin imhasıdır. Barışı sağlayacak olan güç ise, ne emperyalizm, ne Siyonizm, ne petrol şeyhleri ne de işgalci Batılıların kapalı kapılarının ardında “Barış” dilenen ulusal liderliklerdir. Barış, Filistinli yoksulların ve kaderini onların kaderine bağlayanların zafere kadar savaşmaları ile mümkündür. Zafer, kapitalist hükümranlığı dünya çapında imha etmek ile mümkündür; zafer ezilenleri kendi yaşamlarının efendisi oldukları an mümkündür.


(1) Thedor Herzl, Yahudi Devleti (The Jewis State), Londra 1896.

(2) John Norton Moore, Arap-İsrail Sorunu (The Arap-Israelı Conflıct, 1977, 885.

(3) Thedor Herzl, The Jewısc State: Attempt At A Modern Solutıon Of The Jewısh Questıon (Yahudı Devletı: Yahudi Sorununa Modern Bir Çözüm Girişimi)S.33

Ya Da Uri Davis’in İsrail: Irkçı Devlet (Israel: An Apartheıd State Londra 1987. ), S.25.Age.,S28.

(4) Lenni Brenner, Zionism (Siyonizm) S. 48

(5) Lenni Brenner, Zionism (Siyonizm) S. 85

(6) Siyonist İşçi Davar Gazetesi Editöri Brel Katznelson’un açıklaması. Aynı adlı gazetede yer alıyor. Lenni Brennerin Siyonizm adlı kitabında ya da R. Schönman’n Siyonizmin Gizli Tarihi adlı kitabında bu açıklama bulunabilir.

(7) Vladimir Jabotınsky, Demir Duvar (The Iron Wall, 4 Kasım 1923) Yed Books,Ltd., S.79

(8) Fevzi el- Asmar ve Salih Baransi’nin yazara aktardıklarıdır ve Ralp SCHOENMAN’ın Siyonizmin Gizli Tarihi adlı kitabında yer almaktadır.

(9) David Ben Gurion’un 1938’deki Bir Konuşması. DAVİT BEN GURİON,ANILAR (MEMOIRS) Ayrıca Ralp SCHOENMAN’ın Siyonizmin Gizli Tarihi (The Hidden History Of Zionizm) Adlı Kitabında Yer Almaktadır.

 

Sayı 2