Nazi Toplama
Kamplarında
Çalıştırılan ve Katledilen Yahudiler İçin Tazminat Ödenmesi Gündemine
Dair!(1)
Herkesin parası kadar özgür olduğu kapitalizm
de, herkes parası kadar “dost”, parasızlığı kadar “düşman” sahibidir.
Parası kadar “haklı”, parasızlığı kadar “haksız”dır. Çünkü kapitalizm
de tanrı paradır. Ve geçerli olan bu tanrının adaletidir.
Alman Devleti, Nazi toplama kamplarında çalıştırmış
olduğu ve halen daha yaşayan bir kaç bin Yahudi’ye ve Öldürülen
milyonlarca Yahudi’nin bugün halen hayatta olan “yakınlarına” tazminat
ödemek istiyor.
Yani, önce mülklerini, emeklerini gasp ettiği ve sonrada çoğunu
öldürdüğü Yahudilerden aldığının küçük bir parçasını, halen hayatta
olan bir kaç bin Yahudi’ye ve öldürülmüş olanların “yakınlarına”
vererek olayı örtbas etmek istiyor. Ve bu olayı, geçmiş bir zaman
olarak tarihe kayıt düşmek istiyor. Sanki bu konuda herkes anlaşmış
gibi; CDU, SPD, FDP, YEŞİLLER, PDS, KİLİSELER,
SOLCULAR, SENDİKALAR ve bilumum “sosyal” örgütler. Galiba
Naziler dışında ki bütün kesimler bu hususta bir “milli” uzlaşma
içindeler. “Milli” mutabakatı oluşturanların aralarında anlaşamadıkları
tek yan ise, bu tazminatın miktarının ne olacağı ve ne zaman ödeneceğidir.
Ne güzel, önce insanların mal varlıklarına el koy, sonra toplama
kamplarında zorla ve hiç bir ücret ödemeden çalıştır, ondan sonra
katlet; bütün bunlardan sonra da özür dile. Peki, bu pazarlığın
muhatabı kim/kimler? Tabii ki, Nazizm döneminde Naziler ile sıkı
bir işbirliği içerisinde olan ve Avrupa’da ki Yahudileri bizzat
Nazilere teslim eden Siyonistlerin bugünkü mirasçısı olan Siyonist
İsrail Devleti, çeşitli ülkelerdeki Siyonist Lobiler ve işbirlikçi
Yahudi Cemaati. Bu oyunun figüranları ise, Nazi zulmünü yaşamış
ve halen daha hayatta olan bir kaç bin Yahudi ve katledilen milyonlarca
Yahudi’nin “yakınları.” Nazi zulmünü yaşamış ve halen hayatta olan
Yahudiler, yaşamış oldukları acıları satışa çıkarırlar mı ve verilecek
parayı kabul ederek, Alman devletinin ve Milletinin şu an artık
yaşamayan milyonlarca Yahudi’nin yeniden katledilmesine ortak olmayı
kabul ederler mi etmezler mi bu onların karar vereceği bir durumdur.
Bu suça ortak olup olmamak tabii ki, onların bileceği bir iştir.
Ama bugün hayatta olmayan milyonlarca Yahudi’nin adına pazarlık
yapmak ve onların acılarını pazara çıkarmak, onların bileceği bir
iş değildir. Bu söylediklerimiz, bugün artık yaşamayan milyonlarca
Yahudi’nin „yakınları“ olarak bu pazarlığın içinde olanlar içinde
geçerlidir. Bütün bunların dışında bir başka nokta ise, Nazi kamplarında
çalıştırılmış olan insanların, yalnızca Yahudilerden ibaret olmadığı
gerçeğidir. Roma – Sintiler her zamanki akıbetlerine uğramakta;
bir kez daha yok sayılmaktalar. Peki, ya diğerleri? Buda ayrı bir
tartışma noktasıdır.
Öldürülen insanların yaşamlarının karşılığı olarak tartışılan bedeli
kim neye göre belirliyor? Hem, bir başkasının çekmiş olduğu acıyı
bir başkası ile anlaşarak ve para vererek dindirmek nasıl mümkün
olabilir ki? Bir başkasının bugün artık olmayan yaşamının pazarlığını
bir başkası ile yapmak nasıl mümkün olabilir ki? Bir başkası bir
başkasını bir başkasının adına nasıl affedebilir ki? Bütün bunlar
bir yana zulmün bedeli ödenebilir mi? Doğru ya, kapitalizm de bu
mümkün; kapitalizmde herşeyin maddi bir bedeli
olduğu gibi zulmün de maddi bir bedeli
var. Çünkü, kapitalizmde her şey olduğu gibi insanda bir metadır
ve her şeyin olduğu gibi insanın ve onun gördüğü zulmünde bir bedeli
vardır.
Onlar artık ölü. Nasıl ki, evlerinden zorla alınıp caddelerde Almanların
kahkahaları eşliğinde toplama kamplarına götürülürken ve buralarda
zulüm altında çalıştırılırken ve katledilirken bu insanlara sorulmadıysa,
bugün de bu insanlara sorulmadan bu insanların bugün artık olmayan
yaşamları için bir bedel biçiliyor. Ve bunu, bu insanların ve dünya
yoksullarının kıyıcıları yapıyor. Demek ki, Naziler “ En iyi Yahudi
Ölü Yahudi’dir” derken bunu kastetmişler. Dün, dirisinden para kazandıkları,
sonrada katlettikleri Yahudilerin bugün, ölüsüne para vermeleri
bundandır demek. Bizim anlayamadığımızı Hitlerin torunları gayet
iyi anlamışlar olsa gerek ki, bugün, atalarının vasiyetini yerine
getiriyorlar ve Yahudilerin ölüsüne “değer” biçiyorlar.
Peki, ya sosyalisti, anarşisti
ve
otonomu ile devrimci çevrelerin tutumu?
Yüzümüzü onlardan yana çeviriyoruz, oldukça öfkeli
görünüyorlar. Sonra bir ses duyuyoruz, bu onların sesi; oldukça
kararlı: “ES REIHCT!” (Artık Yeter!) diyor bu sesin sahipleri. Ola
ki, oldukça kızmışlar. Bunun iyiye işaret ettiğini düşünüyor ve
umutlanmaya başlıyoruz. Ola ki onlarda bu kadar rezilliğe katlanamadılar
ve istemeseler de devrimci bir tavır göstermek zorunda kaldılar
diye düşünüyoruz. Derken, bizi bunca umuda boğan sesin talebi duyuluyor:
“PARALAR HEMEN ÖDENSİN!” Şubat ayında
çıkan güneşe aldanıp, bahar geldi diye çiçek açan ağaçlar misali
bizimde sevincimiz daha dalımızdayken buz kesiyor. Bizim solcular,
egemenlerden daha aceleciler. “Hemen Ödensin” diyorlar da başka
bir şey demiyorlar. Ve hiç bir şekilde sormuyorlar; kim kimi, kimin
adına affediyor? Ne parası? Kimin parası? Kime? Ola ki, Alman solcuları,
parçası oldukları Alman “geçmişinin” dayanılmaz utancından bu şekilde
kurtulmak istiyorlar ve bundandır aceleleri.
Herkesin düşmanına benzediği günümüzde, böylece Alman solcuları
da kendi egemenlerine benzemiş olduklarını bir kez daha gösteriyorlar
bize.
Peki, ya önce öldürüp sonra anısına
mumlu yürüyüşler yapan “Alman Milleti”nin “müstesna” fertlerine
ne demeli?
Sanki bugün katil olmaktan kurtulmuşlarda, dünkü katilliklerinden
kurtulmak için mum yakıp, tanrı taksiratlarını affetsin diye günah
çıkarmaya çalışıyorlar. Açlığıyla semirdikleri yoksul ülkelere her
yıl tatile gidip, kendi eserleri olan bugünkü açlığı ve sefaleti
görmüyorlar da, günah işlemiş atalarının ruhu için mum yakıyorlar.
Siz önce kendi ruhunuzu bir kurtarın da, atalarınız için bir şey
düşünürüz elbet.
Herhalde yakında Amerikalı Beyazlar da aynı yolu izleyerek Amerika’nın
Yerlileri ile pazarlığa otururlar. İyi ki Türklerin o kadar parası
yok. Yoksa onlarda Ermenilere yaptıklarını, kan parası ödeyerek
hallederdiler. Olayın bir başka garip yanı ise, bütün bu kanlı olayların
geçmişte kalmış olaylar olarak sunulması. Sanki bugün, gerek Alman
Emperyalistleri gerekse de diğer emperyalistler, artık kan dökmüyorlar.
Sanki her gün binlerce insan, bu emperyalistlerin yol açtığı savaşlardan
ve açlıktan dolayı ölmüyor. Sanki açlık tehdidi altında ölümü bekleyen
2 milyar insan başka bir gezegende yaşıyor.
Peki, bütün bunların bedelini
de parayla mı ödemek istiyorsunuz? Bakın işte buna ne paranız yeter
ne de gücünüz. Bütün bunların bedelinin ödenmesi için öncelikle
sizin varlığınızın ortadan kalkması gerekiyor. Yani, nasıl ki siz
kendi zulüm düzeninizi var etmek için bugüne kadar milyonlarca yaşamı
yok ettiyseniz ve zulüm düzeninizi devam ettirebilmek için bugün
de yok etmek zorundaysanız. Ta ki, yok etmek istediğiniz yaşamlar,
var olmak için sizi yok edinceye dek.
(1) Bu yazı Almanya’da
yayınlanmakta olan ve aynı zemini paylaştığımız arkadaşlar tarafından
almanca olarak yayılanan Der Revolutionäre Glut (Devrimci Köz) dergisi
tarafından yayınlanmak üzere kaleme alınmıştır. Yaşadığımız ülkede,
özellikle Ermenilerin katli ile ilgili olarak önümüzdeki dönemde
benzer bir gündem kaçınılmaz gözüktüğünden; bu yazıyı bu sayıda
yayınlamayı gerekli gördük.
|