KAPİTALİZM İLE SUÇ ORTAĞI OLMAYANLAR, KAPİTALİZMİ YIKIP, ÖZGÜRLÜKÇÜ VE EŞİTLİKÇİ BİR DÜNYA KURMAK İÇİN, DEVRİMCİ BİR DÜNYA PARTİSİNİN POLİTİK ÖNDERLİĞİNDE BİRLEŞEREK SAVAŞIN!

 
 

“Ezilenlerin İdeolojisi” Söylencesi Üzerine

Ezme ve ezilme ikilemi toplumların, onun sosyal katmanlarının ve bireylerinin yaşamında kendi başına bir neden değil, sınıflı toplumlardaki çıkarlar mücadelesinin bir sonucudur. Yarattığı sorunlar ve bu sorunlardan ortaya çıkan sonuçlar öylesine karmaşıktır ki, nerede kimin ezen kimin ise ezilen olduğu birbirine karışır. Yere, zamana, koşullara ve çıkarlara göre ezenle ezilen değişkenleşir ve birbirleriyle yer değiştirir. Ezen egemenin karşısında ezilen olanın kendisi bir başkasının karşısında ezen egemen olabilir. Ya da, tarihsel ve sosyal koşullar değiştiğinde ezilen olan ezen egemenle hızla yer değiştirerek kendisini ezilen konumundan ezen konumuna yükseltirken, ezenini ezilen konumuna itebilir.
Bu nedenledir ki, ezenlerin her zaman ve her durumda ait oldukları ortak bir sınıf kimlikleri yoktur, dolayısıyla ezilenlerinde. Ortak bir sınıfa ait olmayan ezenlerin çoğunlukla ortak stratejik çıkarları da yoktur. Bu durum ezilenler için de aynen geçerlidir. Yine, ezilenlerin kendilerini ezenler karşısında ezilmelerine yol açan şeyler ve bunlardan kaynaklı olarak yaşadıkları sorunlar da ortak değildir. Dolayısıyla da aynı sınıftan olmayan ezilenler çoğunlukla ortak bir düşmana da sahip değildirler. Bu nedenle, ortak bir sınıf aidiyetine sahip olmayan ezenler karşısında, yine ortak bir sınıf aidiyetine sahip olmayan ezilenlerin bir bütün olarak tümü için geçerli olabilecek olan ortak bir kurtuluş projesi ve birlikte bir gelecek tasarımı da olamaz. Olsa olsa aralarında süreli ve geçici ittifaklardan, dolayısıyla da göreceli ortak çıkarlardan söz edilebilir.
Bu durumu daha anlaşılabilir kılmak için farklı örneklerle açıklamaya çalışalım:
Yahudi toplumu yüzyıllardır dünyanın hemen bütün coğrafyalarında diğer egemen topluluklar tarafından horlanıyor, dışlanıyor, baskı altında tutuluyor ve hatta toplu kıyımdan geçiriliyordu. Dünün ezileni ve mağduru olan Yahudiler, bugün Siyonist İsrail devleti aracılığıyla Filistin halkı üzerinde ezen, horlayan, baskı altında tutan ve katleden egemen olabiliyor. Düne kadar Irak’ta BAAS rejiminin baskısı altında yaşayan, horlanan ve katledilen Kürtler, Irak Arap toplumu karşısında ezilen iken, bugün ABD’nin Irak’ı işgal edebilmesinin işbirlikçisi olmuş ve ezilen olmaktan çıkıp eski ezeni karşısında ezen egemen güç olmaya soyunmuştur.
Bir dönem Osmanlı’nın hâkimiyeti altındaki Balkanlara yerleştirilen Türkler, oradaki yerli halklar üzerinde dönemin hâkim gücü ve ezenleri iken, şimdi aynı topraklarda –Bulgaristan, Yunanistan, Bosna– azınlık ve ezilendirler.
Bir Kürt patron ile Kürt işçisini düşünelim; her ikisi de Kürt oldukları için yüzyıllardır yaşadıkları coğrafyayı istila ederek bölgenin egemen gücü olan Türkler karşısında ezilen durumundadırlar. Dolayısı ile her ikisi de ulusal kimlikleri nedeniyle yaşadıkları bu ortak ezilmişlikleri karşısında ortak egemenlerine karşı ortak politik bir duruşa sahip olabilmektedirler. Ama bu ortaklıkları, birbirine karşıt farklı sınıf çıkarları gündeme geldiğinde, -iş kanunu, asgari ücretin belirlenmesi, toplu iş sözleşmesi, grev, sigorta, sosyal güvenlik, çalışma saatleri, vergi kanunu v.s. gibi üretimle ilgili meselelerde- Kürt patronun Kürt işçilerinin karşısında Türk patronlarla ve Türk devletiyle ortak saflarda yer alabilmesini engellemeye yetmemektedir. Aynı örnek tersi içinde geçerlidir; Türk patronla Türk işçileri politik olarak Kürtlere karşı birlikte ortak ezen olabilirlerken, farklı sınıfsal çıkarları nedeniyle birbirleriyle karşı karşıya da gelirler.
Erkeklerin baskısına, aşağılamasına, tacizine, tecavüzüne ve şiddetine maruz kalarak erkekler karşısında ikinci planda kalmak ve ezilen cins olmak kadınların ortak sorunuyken, kadınların birbirleri ile karşı karşıya gelmelerine, birbirlerine karşı ezen ve ezilen olmalarına neden olan bir dizi bölünmüşlükleri vardır. İki kadın düşünelim, biri bir işveren, öteki onun yanında bir işçi. Kadınlık durumları erkekler karşısında onları birbirine yaklaştırırken, sınıfsal durumları ve çıkarları onları birbirinden uzaklaştırarak kadın işçileri erkek işçilere, kadın patronları erkek patronlara yakınlaştırır.
Örnekler yüzlerce kez çoğaltılabilir. Ezilen kimlikleri üzerinden bir topluluk hareketi olarak ortaya çıkan bu toplumsal-sosyal hareketler, ortaya çıkarken herkes için iyi, yaşanabilir ve eşit bir hayat talebi ileri sürmezler. Bu toplumsal hareketlerin amacı genellikle kendi ezeninin boyunduruğundan kurtulmak ve kendi ezeniyle eşitlenmek ile sınırlıdır. Ve ezilenler diye tanımlanan topluluklar, bir ilişki karşısında ezilen iken, aynı anda başka bir ilişkinin de ezeni durumunda olabilmektedirler.
Bu nedenle sınıflı dünyada her ezilen toplumsal kesim, aynı zamanda bir başka ezilenin ezenidir de. Dolayısıyla da ezilenlerin tüm ezilenler için toptan ve ortak bir kurtuluş projeleri, doğal olarak ta ortak ideolojileri olamaz.
Sonuç olarak; dünya çapındaki sosyal örgü, patronun işçiye, erkeğin kadına, ailenin çocuklara, beyazın siyaha, kuzeylinin güneyliye, batılının doğuluya, hiristiyanın müslümana, sünninin aleviye, Türk’ün Kürt’e, zengin ülkenin yoksul ülkeye egemenliği gibi v.s. v.s. v.s. ezme-ezilme ilişkileri toplamıdır. Ve her ezen kişi ya da topluluk, ezmiş olduğu kişinin ya da topluluğun karşılığında kendisi için sosyal ve iktisadi bir çıkara ve ayrıcalığa sahip olmak için yapar bunu. Dünyanın mevcut düzeni en üsttekiler, üsttekiler, onun altındakiler ve en alttakiler biçiminde bilinen kaba bir piramit değildir. Kendi içinde üsttekileri ve alttakileri olan, birbirinin üstüne dik ve ters oturtturulmuş piramitlerden oluşmuş tabakaları olan ve her piramit tabakasının bir diğerinin üstüne oturtturularak tamamlanan, dev ve karmaşık bir piramitler silsilesidir. Yani, piramitler toplamının piramididir.
Elbette ki bu piramitler toplamından oluşan dev piramidin hem tamamının hem de içindeki her piramidinin ezen ve ezilenlerden oluşan şekillenmesinin arkasında toplumun mülkiyet üzerinden sınıflara bölünmüş olması, dolayısıyla da birbirlerinden farklı çıkarlara sahip olması yatmaktadır. Dev piramidin içinde yer alan her piramitçiğin kendi içindeki devinim, ezilenin kendi egemeninden kurtulma, onunla eşitlenme ve onunla yer değiştirme mücadelesidir. Bu mücadelede ezilen olan kendi egemenine karşı giriştiği mücadelede geçici bir haklılığa sahiptir. Fakat kendisi egemeniyle eşitlendiği yahut onunla yer değiştirdiği andan itibaren egemenine benzeyerek bu haklılığını kaybeder.
Görüldüğü üzere ezilenin kendi egemenine karşı yürüttüğü onunla eşitlenme ve ondan kurtulma mücadelesi tüm ezilenlerin kurtuluşu için evrensel bir referans olamaz. Çünkü ezilenin kendi piramitçiği içindeki bu mücadelesi, eşitsizliğin, dolayısıyla da ezmenin ve sömürmenin kaynağı olan dev piramidin tamamının yıkılması ve onu var eden egemen anlayışın sonsuza dek ortadan kalkması amacını gütmemektedir. Bunun aksine hedefi kendi piramitçiği içindeki statüsünü değiştirmeye, ya da bir üst piramide sıçramaya yönelik olan bir mücadeledir bu.
Bunun da anlamı, egemen düzenin kendi içinden yeniden düzenlenmesi anlamına gelir ki, ona içsel devinim kazandırdığı, sınıfsal çatışmaların üstünü örttüğü, silikleştirerek ertelenmesine yol açtığı ve karmaşıklaştırdığı için bunlar sistem içi harekettirler. Bu bakımdan bu sosyal hareketler bir bütün olarak kapitalizm tarafından tamamıyla reddedilmedikleri gibi, onun ihtiyaçlarına ve çıkarlarına hizmet ettikleri sürece onun tarafından destekte görürler. Aynı zamanda ezilenlerin bu mücadelesi yalnızca kendi kurtuluşlarının öznesi olma çabasıdır ki, bunun bir başka anlamı da şudur; ezme-ezilme ilişkilerinin ve ezilen kimliklerin varlığını sürdürmeye devam etmesi, diğer ezilenlerle kendi arasına mesafe koyması, böylelikle de insanlığın egemen anlamdaki bölünmüşlüğünün sürdürülmesi ve egemen düzenin varlığını sürdürebiliyor olmasına hizmet ediyor olmasıdır.
O halde ezilenlerin ezilmelerine yol açan nedenlerinin birbirinden farklılığı, hatta kimi zaman birbirlerine karşı ezen konumunda olmaları, çıkarlarını ve sorunlarının çözüm yollarını da ayrıştırır, birbirinin karşısına koyar ve birbirleriyle çatışmalarına yol açar. Dolayısıyla, bir bütün olarak ezilenlerin ne ezilen kimlikleri üzerinden stratejik olarak birbirleriyle kader birliği yapabilmeleri olanaklı ve söz konusudur, ne de ortak kurtuluşları mümkündür. Olsa olsa aralarında piramit içi süreli ve geçici taktik ittifaklar mümkün olabilir. Ezilenlerin bu mücadeleleri piramit içi –sistem içi– bir mücadeledir ki, dev piramidin, yani egemen düzenin kendisine devinim ve refleks kazandırır. Kaldı ki, kapitalist dünya düzenini ve bu düzenin toplumsal işleyişini oluşturan egemen anlayış olan burjuva anlayış, kendi niyetini ve çıkarlarını insanlığın birbirlerine karşı ezenler ve ezilenler olarak defalarca bölünmüşlüğünün ve bu bölünmüşlükten kaynaklanan çatışmalarının ardına saklar. Ve böylelikle de varlığını güven içinde sürdürmeye devam eder.
Öyle ise, ezilen olsalar bile çıkarları ve kaderleri ortak olmayanların mevcut sistem içi pozisyonlarını koruyarak ortak bir amaç ve ideoloji etrafında toplanabilmeleri de olanaklı değildir. O halde; ortak bir stratejiye, ortak bir çıkara, ortak bir amaca ve gelecek tasarımına sahip olamayan ezilenlerin ortak ideolojileri de olamaz. Ortak ideolojinin bir başka özelliği ise şudur; yaşama egemen olan bir ideolojiyi imha etmeye yönelik olması, bunun da ötesinde doğrudan onun yerine egemen olmayı hedeflemesidir.
Ortak ideoloji; ortak varoluşu, ortak geleceği, ortak çıkarı, ortak düşmanı ve ortak nihai kurtuluş için iktidar olma zorunluluğunu gerektirir. Bu ortaklığa ve amaç birliğine sahip olmayan toplulukların, ortak bir ideolojiye sahip olmaları söz konusu olamaz.
Yani; eşcinsel olduğu için ezilen patron ile işçi olduğu için ezilen ve sömürülen işçinin, kadın olduğu için ezilen burjuva bir kadın ile onun sömürdüğü işçi bir kadının, Kürt olduğu için ezilen ve baskı altında tutulan bir Kürt burjuva ile Kürt işçisinin ortak kurtuluşu ve bu ortak kurtuluşun bir aracı olarak ortak iktidarı mümkün olmadığı için, ortak ideolojiye sahip olmaları da mümkün değildir.
Mesela burjuvazi ortak bir ideolojiye sahiptir. Çünkü ortak varoluşa, çıkarlara ve geleceğe mahkûmdur. Burjuvazinin kendi iç çatışmaları onun ortak bir ideolojiye sahip olmasına engel değildir.
Keza işçi sınıfı ortak bir ideolojiye sahiptir. İşçi sınıfı kendi içinde her ne kadar bölünmüş olsa da, bu bölünmüşlük onun ortak bir ideolojiye sahip olmasını engellemez.
Yine aynı şekilde erkekler ortak bir egemen ideolojiye sahiptir. Erkekler kendi içinde farklı ve birbirine düşman sınıflara bölünmüş olsalar da, bu bölünmüşlüğe rağmen onları kadınlar karşısında ayrıcalıklı kılan ortak bir ideolojiye sahip olmalarına engel değil.
Bunun aksini iddia etmek gerçekçi olmadığı gibi, Marksizm’in temelini oluşturan “Tarih sınıf savaşları tarihidir” anlayışının, dolayısıyla da Marksizm’in reddi anlamına da gelir.
Gerçi bu yeni bir şey değildir. Bu tür bir anlayış Marks’tan önce olduğu gibi Marks’tan sonra da zaman zaman piyasaya sürülmüştür. Fakat daha öncekiler bugünküler kadar cesur davranıp “ezilenlerin ideolojisi”ni oluşturmaya pek cesaret edememiştiler. Tarihte ütopik sosyalistler, sosyal demokratlar, Stalinistler, Maocular, son yıllarda ise Lulalı, Chavezli ve Lafontenli Dünya Sosyal Forumu çevresi sınıf temelinde örgütlenme ve sınıfa karşı sınıf, savaşa karşı sınıf savaşı yerine, ezilenlerin ortak örgütlenmesi ve kurtuluşu anlayışını hep tekrarlayıp durdular. Ama bunların hiç birisi, bugün bazı devrimci çevrelerin yaptığı kadar ileri gidip de, “ezilenlerin ideolojisi”ni oluşturmaya varan, doğası gereği sınıf uzlaşmacılığına tekabül eden, devrimci saflarda ideolojik karmaşaya ve bilinç bulanıklığına yol açabilecek olan orijinalite arayışına da cesaret edememişlerdi.
Bu orijinalite arayışçısı çevreler, etki alanları bakımından bugün için önemli bir etkiye sahip değildirler.
Dolayısıyla da söylediklerinin bugün için önemli bir tehdit oluşturması olası değildir.
Ama önemli olan bu değildir. Önemli olan devrimci harekete bu bildik anti Marksist virüsün yeniden bulaşmış olmuş olmasıdır. Bilindiği gibi bu virüs de diğerleri gibi kendisi için uygun an ve uygun zemini bulduğunda hızla yayılıp, bütün organizmayı ele geçirebilecektir. Öldürmese de, bu virüsün yol açacağı tahribatı iyileştirmek komünist hareketin uzun yıllarını alacaktır. Onun için hiç zaman kaybetmeden bu virüse karşı durmak komünistlerin ertelenemez görevi olmalıdır. Bu virüsün anti-virüsü; tabii ki Marksizm’dir. Bu mücadeleyi yürütecek olan ise, Marksizm’in devrimci mirasını temsil eden Komünistlerdir.


Sayı 5