KAPİTALİZM İLE SUÇ ORTAĞI OLMAYANLAR, KAPİTALİZMİ YIKIP, ÖZGÜRLÜKÇÜ VE EŞİTLİKÇİ BİR DÜNYA KURMAK İÇİN, DEVRİMCİ BİR DÜNYA PARTİSİNİN POLİTİK ÖNDERLİĞİNDE BİRLEŞEREK SAVAŞIN!

 
 

World Trade Center’ın Yıkılması İle Birlikte Sefere Çıkan Batılı Emperyalist Güçlere ve “Masum” Batılılara Cevaben

Önce World Trade Center ardından Madrid ardından da Londra’da patlamalar oldu ve Uygar Batılılar ayağa kalktı.
Batı’nın merkezlerinden, emperyalizmin sözcüleri ajanslar aracılığıyla: “Bu Bir Savaş İlanıdır! Bu Uygarlıklar arası Bir Savaştır!” diye seslendiler. Ve Batılılar yasa boğuldu. Batı’nın merkezlerindeki bu patlamalarla bir kez daha görülmüştür ki, Batı’nın olanları değerlendirişi de, adlandırması da, yası da; kendi yüzüne benzemektedir.

Dünyanın Efendisi Olan Batılı Emperyal Güçlere Cevaben

Ey özü, sözü, yüzü aynı olanlar! Siz hangi savaş ilanından bahsediyorsunuz? Amerika Kıtası’nı, Afrika’yı, Asya’yı işgal eden, bu coğrafyaların zenginliklerini gasp eden, insanlarını köleleştiren ve bütün bunlardan kendine bir dünya yaratan siz değil misiniz?
Yol açmış olduğunuz iki emperyalist savaşta yaklaşık yüz milyon insanın ölümüne sebep olan siz değil miydiniz? Yine aynı şekilde, 1945 yılının Ağustos ayında, hem de “savaşın bittiğini” ilan ettiğiniz bir tarihte; sırf elinizdeki atom bombasını denemek maksadıyla Hiroşima ve Nagasaki kentlerini bombalayarak iki yüz bin insanı katleden, on binlercesini sakat bırakan, yine on binlerce insanın çeşitli hastalıklara yakalanmasına yol açan ve binlerce çocuğun engelli doğmasına sebep olan siz değil miydiniz?
Bu yaptıklarınız geçmişte mi kaldı? Öylemi düşünüyorsunuz? Peki ya Afganistan, Irak, Sırbistan, Sudan... Sahi, sizin ne işiniz olabilir ki oralarda? İran’a karşı başlatmış olduğunuz savaşta Saddam sizin en has adamınız değil miydi? Ne değişti de Saddam bir anda kötü oldu? Petrolümü paylaşamadınız? Peki ya Irak’a karşı başlatmış olduğunuz ve halen devam etmekte olan haçlı seferi sonucu ölen milyonlarca insanla paylaşamadığınız neydi, nedir? Keza, Sırbistan’ı bombaladınız, yerle bir ettiniz. Sonrada yakıp yıktığınız ülkenin inşası için, Milosoviç’in size teslim edilmesi karşılığında borç para teklif ettiniz. Meseleniz gerçekten Kosovalı Arnavutları kurtarmak mıydı? Yoksa meseleniz, sizin düzeniz ile uzlaşmayanları, ya da çıkarları sizinle aynı olmayanları teslim almak mı dır meseleniz? Madem ezilen milletlerin kurtarıcısı misyonunu üstlendiniz, Çeçenleri ezen Rusya’yı da bombalasanıza!
Peki ya Bin Laden, önceki yıllarda sizin özgürlük kahramanınız değil miydi? Ne oldu da dün özgürlük kahramanı ilan ettiğiniz Bin Laden, bugün aniden özgürlük düşmanı oluverdi? Bin Laden dün ne için savaşıyorsa bugün de aynı şey için savaşıyor, değişen bir şey yoktur. Değişen tek şey sizin çıkarlarınızdır. Çıkarlarınız değiştiği ya da çatıştığı içindir ki, düne kadar Rusya’ya karşı omuz omuza savaştığınız ve “özgürlük savaşçısı” olarak ilan ettiğiniz Taliban ve El Kaide güçlerini, bugün aniden “özgür dünyanın düşmanları” ilan ediverdiniz.
1980’li yıllara damgasını vuran Hollywood
Yapımı ve ABD stratejisinin en parlak örnekleri olan Rambo serilerinde Rambo ile birlikte “özgür dünyanın” o tarihlerdeki düşmanı olarak ilan ettiğiniz Rus güçlerine karşı savaşırken hep Talibanlar vardı. Bir kuşak bu görüntülerle büyüdü. Şimdi kalkmış, dün “özgür dünyanın” savaşçıları olarak ilan ettiğiniz Taliban güçlerinden Afganistan’ı özgürleştirmek için Afganistan’a sefere gittiğinizi söylüyorsunuz. Afgan kadınlarını ve Afganistan’ı kurtarmak için oraya gittiğinizi söylüyorsunuz.
Sizin, Amerika’nın yerlilerini, Afrika’nın, Asya’nın insanlarını nasıl kurtardığınızı biliyoruz.
Onların kanları, emekleri ve zenginlikleri üzerine kurmuş olduğunuz, yüzünüze benzeyen “uygarlığınızı” da.
Sizin uygarlığınız sayesindedir ki, bugün her yıl on beş milyon çocuk açlık ve açlığın yol açtığı hastalıklardan dolayı ölüyor.
Sizin uygarlığınız sayesindedir ki, bugün bir buçuk milyar insan açlıktan dolayı ölümle pençeleşiyor.
Sizin uygarlığınız sayesindedir ki, bugün iki buçuk milyar insan temiz içme suyundan yoksundur.
Sizin uygarlığınız sayesindedir ki, bugün üretilen değerlerin %80 ’ini dünya nüfusunun yalnızca %20’si tüketmektedir.
Sizin uygarlığınız sayesindedir ki, bugün silahlanma için dakikada yaklaşık olarak 1,7 milyon dolar harcanmaktadır.
Ve Sizin uygarlığınız sayesindedir ki, elinizdeki silahlarla yerküre onlarca defa yok edilebilir.
Bütün bunlar ortada dururken, bir de kalkmış savaş ilanından bahsediyorsunuz.
Yoksul ve ezilen insanlığa karşı sürdürmüş olduğunuz ilan edilmemiş savaşın yok eden ateşi sizin saraylarınızı tutuşturunca mı, savaş ilan edilmiş oluyor? “ O zaman mı, “Barış” tehdit ediliyor?
Geçin bunları, geçin. Savaş hep vardı. Sizin uygarlığınızın varlığı başlı başına bir savaş nedenidir. Ve bu uygarlık devrimci bir savaşla yıkılmadıkça savaş hep var olacaktır.
Sizin ihtiyacınız olan açık savaş yürütebilmeniz için bir takım bahanelerdir. Ve her seferinde ihtiyacınız olan bahaneyi yaratıyorsunuz. Geçmişte Afrika’yı, Asya’yı ve Kızılderililerin yurdu olan ama sonradan sizin işgal edip “Amerika” dediğiniz kıtayı; “Uygarlaştırıyoruz” diye sefere çıkıyordunuz; coğrafyaları işgal edip, insanlarını köleleştiriyordunuz. Şimdilerde ise “Özgür olmayanları özgürleştirmek ve özgür dünyayı tehdit eden terörü yok etmek” gerekçesi ile sefere çıkıp, başkalarının topraklarını ve yaşamlarını işgal ediyorsunuz.
Bu kez de sefere çıkabilmek için bir gerekçeye ihtiyacınız vardı ve Worl Trade Center’in vurulması sizin açınızdan iyi bir fırsat olacaktı.
Emperyalist saldırı planlarınıza zemin hazırlayabilmek için, vurulacağınızı bile bile, sizi vuracakların işini kolaylaştırmak için yapılabilecek her şeyi yaptınız.
Yani kendi ellerinizle bu yüzyılın Reichtag yangınını örgütleyip, sonrada El Kaide’yi sorumlu tutup, Afganistan’a saldırdınız. Daha doğrusu Afganistan ile başlayan ve dünya imparatorluğu ile sonlandırmak istediğiniz seferinizi başlattınız.
Hitler de, “Tek Halk, Tek İmparatorluk, Tek Şef” sloganları ile mutlak hâkimiyetini kurmaya giriştiğinde ilk iş olarak akli dengesi yerinde olmayan bir Alman gencine Weimar Cumhuriyeti’nin parlamentosunu (Reichstag) kundaklatıp; ardından da kundaklamadan komünistleri sorumlu tutarak Topyekün bir saldırı başlatmıştı. Bu saldırı, Hitler’in temsil ettiği güçlerin dünya imparatorluğu için başlattıkları seferin ilk adımıydı. Senaryo hep bildik senaryo, tek değişen esas oğlan. Hitler’in yerine Bush.
Gerçi siz şimdi bu tür iddiaları “komplo teorileri” olarak mütalaa edersiniz, ama olsun; yine de biz, sizin 11 Eylül vakasıyla alakanızı elle tutulur hale getirebilecek birkaç not aktaralım.

Not bir: 3 Haziran 2002’de haftalık Newsweek dergisinde yer alan habere göre, 11 Eylül vakasından 20 ay önce CIA World Trade Center olayını gerçekleitiren El Kaide savaşçılarından iksinin, Novak El-Hamzi ile Halid El-Midhar’ın kimliklerini tespit etmişti ve bu şahıslar Los Angeles’de bulunan bir uçak eğitim okulunda pilotaj eğitimi alıyorlardı. Novak El Hamzi’nin 2000 yılnda Kuala Lumpur’daki El Kaide toplantısına katıldığı ve yine aynı şekilde Halid El Midhar’ın 2000 yılnda Yemen’de ABD gemisine düzenlenen saldırının örgütleyicisi olduğu ABD tarafından biliniyordu. Ama buna rağmen bu iki insan ellerini kollarını sallayarak ABD’ye kendi pasaportlarıyla vizeli giriş yaptılar. Bununla da kalmayıp, aylarca pilotaj eğitimi gördüler. Kaldı ki bu iki El Kaide savaşçısı ile ilgili Fransız, Alman, Fas, Mısır ve daha başka ülkelerin gizli servislerinin CIA’ye sundukları dosyalar da vardı. Ve bu ülkeler ısrarla ABD’yi uyarmışlardı.

Not iki: El Kaide militanı Zakariya Musavi’nin bir grup arkadaşı ile birlikte ABD’ye geldikleri ve burada bir takım hedeflere saldırı düzenleyecekleri Fransız gizli servisi tarafından CIA’ye bidirilmişti. Musevi CIA tarafından zaten bilinen bir El Kaide kadrosuydu ve CIA onun hakkında zaten yeterince bilgiye sahipti. Ama buna rağmen onun ABD’ye girişine ve ABD’de elini kolunu sallayarak hareket edip, yapılacak eylemi organize etmesine göz yumuldu.

Not üç: 2001 Eylül başında, yani World Trade Center vurulmadan birkaç gün önce ABD yönetimi Fransa, Mısır ve Almanya tarafından yeniden uyarıldı
Not dört: FBI, World Trade Center’e uçak düşürme hazırlığı içinde olunduğunu üst makamlara iletmiş ve soruşturmanın genişletilmesi talebinde bulunmuştu. Ama Beyaz Saray bu talebi reddetmiş ve raporu hasıraltı etmeyi tercih etti.

Bu notları uzatmak mümkün ama gerek yok. Aslında herkes bilir ki, ABD’ye vize alıp gitmek çoğunluk açısından Kaf Dağı’nın ardına gitmekten daha zordur. Buna rağmen, ABD tarafından El Kaide savaşçısı olduğu ve çeşitli ülkelerde ABD hedeflerine yönelik saldırılarda yer almış bu insanların ABD’ye kendi kimlikleriyle rahatça giriş yapmaları olacak şey değil. Hele birde buna bu insanların ABD’de uçuş eğitimi aldıklarını ekleyecek olursak, bu sürecin başından sonuna kadar Beyaz Saray’ın kontrolünde geliştiği sonucuna varmak hiçte zor olmaz.
Eğer bütün bunlara rağmen siz “bu iddialar birer komplo teorisidir, vurulacağımızdan habersizdik” diyorsanız; bu durumda söyleyeceğimiz şudur: Savaş bu sefer de sizi vurdu, hepsi bu kadar. Yani, savaş bu sefer sahibini vurdu!

“Masum” Batılıların Endişesine, Korkusuna ve
Yasına Dair

“Masum” ya da “Sivil Halk” olarak tanımlanan Batılı bu topluluk, birçok hususta olduğu gibi Batı’nın metropollerinde meydana gelen patlamalar karşısında da kendi efendileri ile maddi ve manevi birlik içerisindedir.
Bu “masum” topluluk ta, tıpkı efendilerinin özünü, sözünü ve yüzünü giyinmiştir. Tıpkı efendileri gibi bu “masum” topluluk ta, yaşama hakkını yalnızca Batılılara layık görmektedir.

Öyle ki, bu “Masum Topluluk”, yerkürenin büyük bir bölümünde ilan edilmemiş savaşların olduğunu ve bu savaşlarda her gün binlerce insanın öldüğünü bile bile, dünyada “barış” olduğunu söyleyebilmektedir.
Bununla da kalmayıp, Batı’nın sebep olduğu ve bizzat Batı’nın ürettiği silahlarların kullanıldığı savaş bölgelerine tatil için gidebilmektedir. Hem de bu savaşlardan ve bu savaşlarda kullanılan silahlardan payına düşen parayla. Hem de hiç bir rahatsızlık ve utanç duymadan.
Ve bu “Masum Topluluk”, savaş, kendi kapılarını çalınca, savaş ilanından bahsetmekte ve ölen bu kez Batılılar olunca, yas tutmaktadır. Bu “Masum” topluluk, yıllar sonra ilk kez, magazin ve spor haberlerinden önce siyasete ilişkin haberlerle ilgilenmektedir. Ve geleceğinden ciddi bir endişe duymaktadır.
Bütün bunlar bir kez daha göstermiştir ki, bu “Masum” topluluğun acısı da, korkusu da, endişesi de ırkçı.
Ey “masum” topluluk! Sahi, siz hiç Batılı olmayanlar için yas tuttunuz mu? Siz hiç, gelecekleri sizin de suç ortağı olduğunuz efendileriniz tarafından yok edilen milyarlarca insan için endişe duydunuz mu?
Siz hiç, milyarlarca insanın uzun yıllardan beri korkusuz bir gün yaşamamış olduğunu aklınıza getirdiniz mi? Şimdi de kalkmış savaş tehlikesinden söz ediyor, korkuyorsunuz. Sizin tehlike dediğiniz ve korktuğunuz savaş, ezilenlerin günlük yaşamlarında hiç eksik olmadı ki, söz konusu olan bir tehlike olsun. Söz konusu olan bir tehlike değil, realitedir. Tabii ki siz Batılılar, realiteyi de kendinize göre var ya da yok saydığınızdan, herkes için var olanı değil, kendiniz için var olanı realite olarak mütalaa ediyorsunuz.
Bu, dün de böyleydi, bugün de böyle; çünkü sizin realiteniz de ırkçı.

Uygarlıklar Savaşı Söylencesine Dair

Bu da doğru değil, çünkü bugün yeryüzünde yok etmediğiniz tek bir uygarlık kalmamıştır. Gerçek olan şudur ki, siz, yüzünüze benzeyen bugünkü uygarlığınızı, başka uygarlıkları yok ederek kurdunuz ve sizin uygarlığınızın ezilenlerin günlük yaşamlarına tercümesi: sürekli savaştır, açlıktır, zulümdür, göçtür, katledilmektir ve yok olmakla yüz yüze getirilmiş bir yerküre yaşamıdır. Dolayısıyla da bu savaş uygarlıklar savaşı değil, sizin uygarlığınızla çatışanlarla sizin aranızda ki bir savaştır.

İlk Söz ya da Son Söz Yerine

Amerika’da yıkılan Gökdelenlerle birlikte bir şey daha yıkılmıştır. Gökdelenlerle birlikte yıkılan, egemenlerin Globalizm adı altında yutturmaya çalıştıkları ve epeyce de taraftar topladıkları, “tek insanlık, tek dünya” efsanesidir. Kuleler yıkılmış ve egemenlerin kulelerin ardına sakladıkları gerçek, yıkılan kulelerin ardından bütün çıplaklığıyla ortaya çıkmıştır. Artık bütün çıplaklığıyla ortalıkta şu gerçek dolaşmaktadır: aynı yerkürede varlıkları birbirine karşı iki ayrı dünya söz konusudur: Beyazların Dünyası ve Siyahların Dünyası. Ve bu iki dünyanın insanlarının ortak çıkarları olmadığı gibi, ne ortak sevinçleri vardır, ne ortak acıları, ne de ortak yasları.

Sayı 5