KOMÜNİST ZEMİN NEDİR, NE DEĞİLDİR?
Komünist Zemin, tarihi,
yaşamı, toplumları ve toplumsal olayları Diyalektik Materyalizm
ve Tarihsel Maddecilik üzerinden anlar, açıklar ve tutum belirler.
Komünist Zemin, marksizmi
Marks, Engels ve onların devrimci ardılları olan, Lenin, Troçki,
R. Lüxemburg, A. Gramsci gibi devrimci öncüllerin söyledikleri,
yaptıkları ya da yapamadıkları iyi ya da kötü şeyler olarak görmez.
Ne bu devrimci öncüllerin, nede marksizm adına hareket etttiklerini
söylemiş olan ya da söylemeye devam eden Kautsky, Stalin, Mao,
Tito, Enver Hoca ve Ho Şi-Minh gibi marksizme ve komünizm davasına
ihanet etmiş ya da marksizm ile hiçbir alakası olmadığı halde
onun arkasına saklanarak varlık göstermiş putların söylediklerinden
ve icraatlarından hareketle marksizmin doğruluğunu ya da yanlışlığını
tartışmaz. Maksizmi, Diyalektik Materyalizm, Tarihsel Maddecilik,
Evrensel Kurtuluşçu Bir Öğreti, Devrimci Bir Eylem Kılavuzu ve
Eylemi’nin tutarlı bir sistemi olarak kavrar, kabul eder. Marksizmi,
Marks’ta dahil, kişilerin günah ve sevaplarına indirgemez.
Komünist Zemin, gelenek
sorununu ele alırken, kendisini Leninist, Troçkist vb. türden
ist-lere dayandırmaz, tanımlamaz ve kendisini şahısların takipçisi
olarak görmez. Bağlı olduğu ve sahiplendiği yegane gelenek; komünizm
amacına yönelik olarak egemen olan karşısında devrimci rol oynayan
ve evrensel özgürlük mücadelesine devrimci anlamda teorik ve pratik
katkı sunmuş olandır. Örneğin: Komünist Manifesto’yu(1);
Paris Komünü’nü; yeni bir enternasyonalin kurulması için bir girişim
olan Zimmerwald konferansını ve bu konferansta Bolşeviklerin tutumunu;
1917 Ekim Devrimi’ni(2); III.
Enternasyonal’in kuruluş bildirgesini ve ilk dört kongresini(3),
Troçki önderliğindeki Uluslararası Sol Muhalefet’in karşı devrimci
Stalinizm karşısında marksizmi ve komünist hareketin kazanımlarını
cesaretle savunusunu, devrimci duruşunu, karşı devrimci Stalinizm’e
ve uluslararası kapitalizme karşı devrimci mücadelenin bir kaçınılmazı
olarak geçte olsa 4. Enternasyonel’i inşaa etme yürekliliğini
göstermiş olmasını, 1938’de 4. Enternasyonal’in kuruluşunun temel
programatik belgesi olan Geçiş Programı’nın dayanmış olduğu ilkeleri
ve geçiş programı anlayışını kendi geleneği olarak görür, sahiplenir
ve savunur. Troçki’nin kuramlaştırdığı Sürekli Devrim Anlayışı´nı,
1917 ekim devrimi arefesinde boşeviklerin iktidarın alınması yönündeki
tutumunu, Lenin’in devrimci örgüt anlayışını kendi geleneği olarak
görür, sahip çıkar ve kılavuzu yapar. Yine örneğin: Marks ve Engels’in
İngiltere’nin Hindistan’ı ilhakını alkışlamalarını, genel olarak
erkek ve batı merkezci yaklaşımlarını, Lenin’in 1917 şubat devrimine
kadarki devrim anlayışını, Lenin ve Troçki’nin devrimden sonra
emeğin militarizasyonunu ve sendikaların devlete bağlanmasını
savunmalarını, hangi gerekçe ile olursa olsun bir bütün olarak
muhalefeti yasaklayıp işçilerin iktidarı yerine partinin mutlak
iktidarını koymuş olmalarını geleneği olarak red ve mahkum eder.
Komünist Zemin, kapitalizmin
reformlar yoluyla doğa ve doğadaki canlılar ile barışık bir sisteme
dönüştürülebileceğini, bu sürecin sonunda yerini eşitlikçi bir
topluma bırakacağını savunan kendiliğindenci ve evrimci anlayışı
mahkum eder. Doğa ve yeryüzü yaşamının devamının kapitalizmin
bütün kurumlarıyla birlikte yıkılmasına endekslendiğini, bunun
biricik yolunun ise proleter dünya devrimi olduğunu savunur.
Komünist Zemin, özgürlükçü
ve eşitlikçi bir toplum olan komünizm amacı için mücadele eder.
Bu amaca ancak burjuva devletinin bir ülkede yıkılması ile başlanıp,
uluslararası düzeyde tamamlanacak bir geçiş sürecinin sonunda
ulaşılabileceğini, bu geçiş sürecinin tek siyasal biçiminin sovyetik
tipte örgütlenmiş proletaryanın devrimci diktatörlüğü olduğunu
savunur.
Komünist Zemin, kapitalizmden
komünizme geçişte zorunlu olan geçiş dönemini ve onun siyasal
örgütlenmesi olan prolerya diktatörlüğünü reddeden anarşist anlayışı
reddeder.
Komünist Zemin, sınıfsız
toplumun ancak dünya çapında kurulabileceğini, bu mücadelede tek
tek ülkelerde kazanılacak zaferlerin dünya sovyet cumhuriyeti
için verilen uluslararası mücadelede birer mevzi olabileceğini,
ulusal ölçekte kazanılacak mevzilerin korunmasının biricik garantisinin
yine dünya sovyet cumhuriyeti için mücadele ile mümkün olabileceğini
savunur.
Komünist Zemin, sosyalizmin
sınıfsız/devletsiz bir toplum biçimi olduğunu ve ancak uluslararası
ölçekte ona ihtiyacı olanların doğrudan eylemiyle gerçekleştirilebileceğini
savunur. Sosyalizmi sınıflı/devletli bir toplum biçimi olarak
gören ve ulusal ölçekte kurulabileceğini savunan anlayışın gerici
olduğunu, proletaryanın uluslararası mücadelesi karşısında karşı
devrimci bir rol oynayacağını ilan ederek mahkum eder.
Komünist Zemin, komünizm
amacına ulaşabilmenin yolunun dünya devrimi olduğunu, uluslararası
düzeyde sınıf mücadelesine müdahale edecek ve devrimden çıkarı
olanların birleşik eylemini örgütleyecek bir devrimci dünya partisi
ve onun politik önderliği olmaksızın ulusal ve uluslararası ölçekteki
sosyalizm mücadelelerini nihayete erdirebilmenin mümkün olmadığını,
bu uğurda elde edilebilecek kazanımların güvence altına alınayamayacağını
savunur.
Komünist Zemin, Enternasyonalizm
ve Dünya Partisi anlayışlarını birlikte ele alır ve bunları birbirinin
ayrılmaz bileşenleri olarak görür. Enternasyonalizm, birilerinin
birilerini desteklemesi değil, evrensel özgürlüğe ve toptan kurtuluşa
ulaşmak için birlikte mücadelenin, birlikte örgütlenebilmenin,
birlikte hareket edebilmenin ideolojik ve programatik zeminidir.
Bu zeminin örgütlenmesi sınıf mücadelesinin “yükseliş” ya da “gerileme”
dönemlerine endekslenemez.
Komünist Zemin, devrimci
bir Dünya Partisi’nin inşasını Enternasyonalizmin ayrılmaz bir
parçası, onun tamamlayıcısı olarak görür. Komunist Zemin, dünya
devrimi programına dayanan, tartışmada bileşenlerini sonuna kadar
özgür kılan ve onların özgürlüklerini garanti altına alan, iç
işleyişinde ve eylemde demokratik merkeziyetçiliği esas alan devrimci
bir Dünya Partisi’nin inşasını koşullardan bağımsız, ertelenemez
stratejik ve programatik bir zorunluluk olarak kavrar ve devrimci
bir Dünya Partisi’nin inşası için uzlaşmaz bir mücadele verir.
Komünist Zemin, sosyalizme
ulaşabilmenin tek imkanı olan dünya devrimini başarabilmenin yolunun
dünya işçilerinin birliğinden geçtiğini mücadelesinin olmazsa
olmazı olarak kabul eder. Bunun kendiliğinden gerçekleşebilecek
birşey olmadığının altını önemle çizer ve mücadelesini bu anlayışından
taviz vermeksizin sürdürür.
Komünist Zemin, bugün,
Dünya İşçi Sınıfının tarihte eşi görülmemiş bir biçimde Batılı
zengin ülkelerin işçileri ve yoksullaştırılmış ülkelerin işçileri
olarak bölünmüş olması karşısında, dünya devriminin öznesi olan
dünya işçi sınıfının enternasyonalist birliğinin kurulabilmesinin
tek koşulunu, bölünmeye yolaçan kapitalist savaş stratejilerine
karşı bölünmenin mağduru olan yoksullaştırılmış ülkelerin işçilerinin
yanında ve zengin Batılı ülkelerin işçilerinin ayrıcalıklarının
karşısında tutum alan bir anlayışta görür. Egemenler, bu bölünmelenin
mağduru olanlarının mağduriyetleriyle, bölünmenin öteki tarafında
kalanını ayrıcalıklı kılmakta; ayrıcalıklı kılarak onu kendi müttefiği
yapmakta; onu müttefiği yaparak Dünya İşçi Sınıfı’nı bölmektedir.
Egemenler yoksullaştırdıkları coğrafyaların insanlarını açlığa
mahkum ederek Batılı işçilere refah sağlamış, yoksullaştırdığı
coğrafyaların yoksullarına Apartheid rejimini dayatarak Batılılar
için Helsinki “İnsan Hakları” anlaşmasına dayanan rejimler kurmuş,
yoksullaştırdığı coğrafyaların insanlarını NAFTA ve Maastricht
savaş stratejileri aracılığıyla ölüm rezarvuarlarına hapsederek
Batılı çalışanlar için serbest dolaşım sağlamıştır. Bunların anlamı
şudur: bu ve benzeri bölünmelere yol açan neden ve olgulara karşı,
yani “Sosyal Devlet”e, NAFTA ve Maastricht’e, iş gücünün serbest
dolaşımının yoksullaştırılmış ülkelerin çalışanlarına yasak edilmiş
olmasına, işsizliğe “çare” olarak kadın işçilerin yeniden eve
kapatılmak istenmesine, kadınların, göçmen işçilerin ve “vasıfsız”
işçilerin düşük ücretle çalıştırılmasına karşı mücadele etmeden,
Dünya İşçi Sınıfının enternasyonalist birliğine; dünya devrimine;
sosyalizme ulaşmak mümkün değildir.
Komünist Zemin, Ezilen
Uluslar’ın, Kadınların, Eşcinsellerin, Engellilerin ve bir bütün
olarak yeryüzünün neresinde olursa olsun, kurulu egemen yaşamın
mağduru olduğu için başkaldıran haklı bütün toplulukların “eşitlik”
ve “adalet” taleplerini; başka bir deyişle, ezilen toplulukların
ezeni kadar “özgür” olmayı hedefleyen taleplerini ve eylemlerini
tereddütsüz bir biçimde sahiplenir. Bu göreceli özgürlükçü isyankar
hareketleri nihai özgürlük eyleminin vazgeçilmezleri olarak görür.
Bu hareketlerin, nihai özgürlük mücadelesi ile bağını kurmak için
mücadele eder.
Komünist Zemin, varlığı
başlı başına bir savaş nedeni olan kapitalizmin egemenliği altında
barışın mümkün olmadığını savunur ve kapitalizmin egemenliğine
rağmen savaş karşıtlığı ve barış savunuculuğu yapan, silahsızlanmayı
savunan sınıf uzlaşmacı anlayışı mahkûm eder. Egemenlerin tarihi
savaşların da tarihi ise ve yeryüzünde, hayatın herhangi bir alanında
baskının, ayrımcılığın, sömürünün, yokluk ve yoksulluğun olması,
savaşın var olduğu anlamına gelir. Egemenler tarihe ve yaşama
egemen oldukları müddetçe savaşların var olması kaçınılmaz olacaktır.
Yeryüzü üzerinde barışın ve silahsızlanmanın gerçekleştirilebilmesi,
burjuvazinin mülksüzleştirilmesi, iktidarsızlaştırılması ve savaşlara
yol açan sorunların alt edilmesi ile mümkündür. Silahsız bir dünya
ve evrensel bir barış, dünya ölçeğinde örgütlü savaş makinası
kapitalizme karşı, “Sömürülenler ve Ezilenler Arasında Barış,
Sömürenlere ve Egemenlere Karşı Savaş!” parolasıyla sömürülenlerin
ve ezilenlerin karşı savaş cephesinin örgütlenebilmesi ile olanaklıdır.
Barış ve silahsızlanma talep edilmez, ancak kapitalizm yok edilerek
gerçekleştirilebilir.
Komünist Zemin,
ekolojik sorunlardan ve çevrecilikten yalnızca kendi kapısının
önünü süpürerek kurtarmayı anlayan, doğayı zehirleyen kapitalizmin
varlığına karşı çıkmak yerine onunla zehrin nereye atılacağının
pazarlığını yapan, bir bütün olarak yerküre yaşamını yok olmakla
yüzyüze getiren kapitalizmin bizzat varlığına karşı mücadele perspektifine
sahip olmayan, bu özelliklerinden ötürü milliyetçi ve ütopik olan
ve kapitalizme yeni refleksler kazandıran sistem içi çevreci anlayışla
arasına mesafe koyar. Kapitalizmin bir sonucu olarak ölümcül bir
hal almış olan ekolojik sorunlara ilişkin yaklaşımının temelini:
doğayı ve doğada ki yaşamı yıkıma götüren kapitalizmi yıkmadan,
sosyalizmi kurmadan doğanın kurtarılması mümkün değildir ve doğanın
kurtarılması ile sosyalizmin kurulması birbirine endekslenmiştir
gerçekliği oluşturur.
1 Burada kastedilen,
Komünist Manifesto’nun batı, erkek merkezli vb. eksik, yanlış,
ya da kesinlikle mahkum edilmesi gereken yanları değildir. Burada
kastedilen, Komünist Manifesto’nun tarihsel maddeci anlayışı,
enternasyonalizmi, egemenlerin tarihi ve hükümranlıkları karşısındaki
devrimci duruşu, ogüne kadar varolan toplumsal kurtuluşçu anlayışlar
karşısında bilimsel sosyalizmi temsil etmiş olması ve ezilenlerin
nihai kurtuluşu mücadelesinde bir mihenk taşı olmasıdır.
2 Burada kastedilen, Bolşevikler`in,
devrimden sonraki stratejileri, politikaları ve uygulamaları olmadığı
gibi, bütün bunların bir bütünlük içerisinde; bütünü ile savunulması
da değildir. Burada kastedilen; bizzat devrimin kendisidir. Ve
ekim devriminin manifestosu olarak kabul edilen 1917’ de ki Bolşevik
bildirgedir. İktidarın alınmasından sonraki süreci, ayrıca ele
alarak tartışmak gerektiğinden burada girmiyoruz.
3 Burada
kastedilen, söz konusu ilk dört kongrede alınmış olan kararların
bütünü ve pratiği değildir; burada kastedilen, esas olarak dünya
devrimi, enternasyonalizm, sosyalizm anlayışı gibi Marksizmin
temel ilkelerine ve anlayışına olan bağlılıktır.